Category Archives for Gezi

Milas

Milas

Milas

Bodrum / Milas

Anadolu’nun güneybatısında, bir zamanlar Karya uygarlığına ev sahipliği yapmış topraklarda, Muğla’nın Fethiye’den sonra ikinci büyük ilçesi Bodrum Milas’tayız.

Sodra Dağı’nın eteklerine kurulan ve antik çağda Karya’nın başkenti ünvanına sahip olan Milas’ın tarihi M.Ö. 1000 yıllarına kadar uzanmakta. Karya, Roma, Bizans, Selçuklu Menteşe Beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında yaşanan üç bin yıllık bir kültür birikiminin izleri şehrin tüm dokusuna işlemiş.

Milas

Milas

Komşuları Alabanda ve Stratonikeia gibi Karya uygarlığının en önemli üç kentinden biri olan Mylasa, Bizans döneminde de psikoposluk merkezi olarak hizmet vermiş.

BEÇİN KALESİ

Milas

Milas

Kent girişindeki Beçin Kalesi ile başlıyoruz Milas gezimize. Milas-Ören yolundan sağa saptığımızda kalıntılara varıyoruz. Beçin ören yeri, sarp bir yamacın üzerindeki kale ve etrafı surlarla çevrili kentten oluşuyor. Bizans döneminde önemli bir yerleşim sayılmasa da, 13. yüzyılın ikinci yarısında bölgeyi egemenliği altına alan Menteşoğulları, savunulması kolay olduğu için hükümet merkezini Beçin’e taşımış. Barçın, Berçin ve Peçin gibi adlarla da anılan kentte Bizans kalıntılarının yanı sıra Ahmet Gazi Medresesi, Orhan Bey Camii, Yelli Cami, Karapaşa Medresesi, Büyük Hamam ve Bey Konağı gibi çok sayıda Türk dönemi kalıntıları da yer almakta.

Milas

Milas

Kubbesinin üzeri kurşunla kaplı olduğu için halk arasında Kurşunlu Cami olarak da anılan Firuzbey Cami, girişinde ve pencere üstlerinde yer alan kırmızı-beyaz taşları ve mükemmel taş işçiliğiyle görenleri hayran bırakıyor. 1394 yılında yapılan cami, dönemin Osmanlı mimarisinde çok görülen ‘ters T’ planıyla inşa edilmiş. Caminin cephesi Milas’ın batı yakasındaki Sodra Dağı’ndan getirtilen gök mermerlerle kaplandığı için Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde ‘Gök Cami’ olarak geçmekte.

ULU CAMİİ

Milas

Milas

Kentin bir diğer görkemli camisi ise, son Menteşe Beyi Ahmet Gazi tarafından 1378 yılında yaptırılan Ulu Cami. Cami duvarlarının inşaası sırasında bazı sütun parçaları, kaideler ve yazıtlar da duvarın içine yerleştirilmiş. Meraklı bir gözün dikkatinden kaçmayacak bu ayrıntılar, aynı topraklarda birbiri ardı sıra yaşayan farklı uygarlıkların bu coğrafyaya bıraktığı bir kültür mirası olarak belleklerdeki yerini alıyor.

BLABRANDA HERAKEIA, EUROMOS VE IASOS

Milas

Milas

Milas ve yakın çevresinde 27 antik kentin kalıntıları bulunuyor. Mutlaka görülmesi gerekenlerin arasında Labranda, Herakleia, Euromos ve Iasos’u sayabiliriz. Tarihçi Strabon, Iasos’ta geçen bir öyküyü şöyle aktarıyor: Birgün kentin tiyatrosunda bir müzisyen konser vermekteymiş. Konser sırasında kentin balık pazarının açıldığını bildiren çan sesi duyulmuş ve bütün dinleyiciler koşarak tiyatrodan ayrılmaya başlamış. Basamaklarda sadece yaşlı bir adam oturmaktaymış. Müzisyen ona doğru yaklaşarak ‘Bana ve sanatıma gösterdiğiniz saygı için teşekkür ederim. Çan sesini duyan diğerleri gibi bırakıp gitmediniz, konseri sonuna kadar dinlediniz’ demiş. ‘Ne, çan mı çaldı?’ diye haykırmış yaşlı adam, ‘Öyleyse izninizle’ diyerek balık pazarına doğru koşmaya başlamış.

GÜMÜŞ KESEN MEZAR ANITI

Milas

Milas

Tapınaklar ve anıtlar şehri Milas’ın sahip olduğu en görkemli eser hiç kuşkusuz Gümüşkesen Mezar Anıtı. Sodra Dağı’ndaki mermer ocaklarından çıkarılan gri-beyaz mermerlerle inşa edilen anıt, şekil itibariyle Bodrum’daki Mausoleum’a benziyor. Mezar anıtının tavanı gözalıcı güzellikte süslemelerle bezenmiş. Dikdörtgen mezar odasının üzerinde yükselen kare ve yuvarlak sütunların taşıdığı küçük piramit bir çatıdan ibaret olan yapı M.S. 2. yüzyıla tarihleniyor. Yine aynı zamanlarda inşa edilen Zeus Karios Mabedi’nin ise sadece upuzun sütunu kalmış günümüze. Korint başlıklı sütunun üzerinde her daim bulunan leylek yuvasından ötürü halk arasında Uzunyuva olarak da anılıyor Zeus Karios.

BALTALI KAPI

Milas

Milas

Antik dönemden günümüze ulaşan en önemli kalıntılardan biri, Mylasa kentinin kuzeydeki kapısı ‘Baltalı Kapı’. Adını kilit taşı üzerinde bulunan ve Karyalılar için kutsal bir sembol sayılan çift başlı balta figüründen almış. Kenti Labranda kutsal alanına bağlayan yolun başında yer alan 5×12 metre ölçülerindeki kapı, M.Ö. 1. yüzyıla tarihleniyor.

ÇÖLLÜOĞLU HANI

Yolumuz kentin kalbinin attığı yere, Arasta’ya düşüyor sabahın erken saatlerinde. Küçük esnaf henüz başlayan güne hazırlanıyor kapı önlerinde. Temizlik, daracık sokaklara taşan tezgahların yerleştirilmesi gibi hergün yapılan sıradan işlerle devam ediyor hayat çarşıda. Birazdan binlerce yıldan beri olagelen şeyler yinelenecek, mal ile para takas edilecek. Sokaklar adlarını bir zamanlar bu Arasta’ya hayat veren ustaların mesleklerinden almış : Demirciler Sokağı, Kunduracılar Sokağı… Milas Belediye binasının hemen yanında Çöllüoğlu Hanı’nın artık yıkılmaya yüz tutmuş duvarları yükseliyor. Arasta ile içiçe olan han 1719 yılında Abdülaziz Ağa tarafından yaptırılmış. Geniş bir avlunun etrafını çeviren iki katlı dörtgen yapının alt katı kemerli ve Osmanlı Hanları’nın tipik mimari özelliklerini yansıtıyor. Yakın bir zamanda restore edilerek turizme açılacağını öğreniyoruz bu heybetli yapının.

ÇOMAKDAĞ

Milas

Milas

Kentin tarihi dokusunu en iyi yansıtan Milas evleri koruma altına alınmış. Çoğunluğu 19. yüzyılda yapılan ve birer sanat eserini andıran bu evler özgün şekilli bacalarla süslenmiş. İki katlı, avlulu ve ahşap destekli çıkmaları sokağa taşan evlerin zemin katları genellikle kiler olarak kullanılırmış. Hisarbaşı Mahallesi’ndeki Hacı Ali Ağa Evi, Milas Belediyesi tarafından 2005 yılında aslına uygun olarak restore edilmiş. Ev iki katlı ve kare biçimli. Taş ve ahşabın uyumlu birlikteliği duvarlara ve cumbalara hayat vermiş. 20. yüzyılın başlarında ticaret için Milas’a gelen Avrupalı tüccarlar tarafından yaptırılan evlerin mimarisi biraz daha farklı. Macar yapı ustaları tarafından inşa edilen bu evler ‘Macar Evleri’ olarak anılıyor. Tarihi evlerin korunduğu bir diğer mekan da Milas yakınlarındaki Çomakdağ Köyü. Köylülerin kurduğu turizm derneği sayesinde el sanatlarını ve geleneksel köy düğünlerini de yaşatmaya çalışıyor Çomakdağ zamana inat.

HALICILIK

Halıcılık

Halıcılık

Türkmen boylarının en eski yerleşim bölgelerinden olan Milas’ın önemli geçim kaynaklarından biri halıcılık. Kendine özgü desenleri, dokuma biçimleri, renklerini veren doğal kök boyalarıyla dünyada haklı bir üne sahip Milas halıları. Çarşıdaki dükkanlarda kilim, halı ve seccadelerin en güzel örnekleri sergileniyor.

Milas’ta haftanın beş günü pazar kuruluyor ama bunların en ünlüsü civar ilçe ve köylerden de katılımın olduğu ve geçmişi 1800’lü yıllara dayanan Salı Pazarı. Ege bölgesinin ikinci büyük pazarı olduğu söylenen Milas pazarı öğleden sonra dağılıyor, mallarını satmaya gelen köylüler devlet dairelerinde ve bankalarda takip edecekleri işlere koşturuyorlar. Milas’ın nüfusu Salı günü artıyor, caddeler adeta bir bayram yerine dönüyor. Neler yok ki Salı pazarında. Envai çeşit ot ve peynir, hala elde yapılan çalı süpürgeleri, ağaç fidanları, Milas’ın el dokuma halı ve kilimleri… Bir rüya aleminde yolculuk yapar gibi saatlerce dolaşıyorum pazarın kurulduğu sokaklarda. Bu şirin ilçenin denize açılan kapıları konumundaki Ören ve Güllük, yazlıkçıların tercih ettiği önemli dinlence yerleri arasında. Henüz sakinliğinden birşey kaybetmemiş balıkçı kasabası görünümündeki bu sayfiye beldeleri, hızla gelişiyor şimdilerde. Adını ‘Rüzgarlar’ Aiolos’un soyundan gelen Mylasos’tan alan kent, geçmişini rüzgarlara savurmamak için direniyor şimdi. Yüzyıllara inat ayakta kalan taş evlerin fısıldadığı öyküler Arasta’nın dar sokaklarında yankılanıyor.

Abant

Dört Mevsim Başka Güzel: ABANT

Abant

Abant

Abant Gölü ve çevresi bir tabiat parkından beklenen herşeyi fazlasıyla veriyor. Göl çevresinde ya da gölü çevreleyen dağlarda yapacağınız yürüyüşler, at ve fayton sefaları, kamp ateşi yakma, olta ile balık tutma, bisiklet turları ve doğa ile başbaşa kalma keyfi… Hepsini ve daha fazlasını Abant’ta yaşayabilirsiniz.

Marmara’nın göller yöresi Bolu’dur. Bolu’nun toplam yüzölçümünün yüzde 55’i dokusu bozulmamış ormanlardan oluşuyor. Bu bölge yeşilin ve doğal hayatın Batı Karadeniz’deki en güzel örneğini oluşturuyor. Bolu ve çevresinde onlarca doğal alan, ister günübirlik ister daha uzun tatiller ve ziyaretler için çeşitli tatil fırsatları sunuyor. Hiç kuşkusuz, ilk akla gelen yer de Abant. Abant Dağları üzerinde doğal bir göl olan Abant Gölü, Bolu’nun 34 kilometre güneybatısında yer alır. İstanbul-Ankara Şehirlerarası Yolu’nun neredeyse tam orta yerindedir. İşaretler Abant yolunu gösterir ki, bu yol ağaçlar arasında dar bir patika gibi görünür. Abant Gölü’ne uzanan bu 15-20 dakikalık yolda ilerledikçe ağaçlarla çevrelenmiş doğa ile başbaşa olduğunuzu hissedebilirsiniz. Sonbaharın kışa döndüğü zamanlarda giderseniz eğer akşamdan yağmış karın sabahleyin nasıl kristalleştiğine tanık olursunuz. Mevsimine göre ya yemyeşildir yolunuzun üzeri ya da bembeyaz. Ama mevsimler fark etmez, Abant dört mevsim bir cennet bahçesidir. Abant’a günübirlik tur düzenleyen birçok turizm firması var. Biz de Arnika Turizm ile İstanbul’dan yola çıktık. İstanbul’dan Abant’a ulaşım Bolu Tüneli’nin hizmete girmesiyle artık daha kolay.

Abant

Abant

Abant

Abant

Sabahın erken saatlerinde başlayan yolculuğumuz saat 10.30 gibi Abant tabelasını gösteren noktadan sonra hareketleniyor. Bu saate kadar uyuklamayı tercih eden gezginler, şimdi çevrelerini daha dikkatli inceliyorlar. Abant’a ayak basmadan, manzarası ve havası etkiliyor bizi.

Abant’ı öne çıkaran hiç kuşkusuz Abant Gölü ve onun çevresinde gelişen doğal hayat. Yüksek tepeler ve dağlar arasında burası bir vaha gibi görünüyor. Yeşilin içinde daha yeşil ve mavi bir alan… 125 hektar genişliğindeki gölün deniz seviyesinden yüksekliği ise 1325 metre. Abant Gölü’nü yeraltı suları besliyor. En derin noktası 45 metre olan gölün çevresi 7 km. Yani uzun bir yürüyüş alanı önünüzde sizi bekliyor. Gölün üzerinde özellikle turistik tesislerin yakınında, ördekler dikkati çekiyor. Turistlerin yemek ikramlarına alışmış olan ördekler, kalabalığın olduğu yerlere toplanıp bu sakin sularda keyifle yüzüyorlar.

Abant

Abant

Atılan bir ekmek parçası için yapılan mücadele şaşırtmasın sizi. Yeşilbaşlı ördeklerin masmavi sularda bıraktığı iz bütün ziyaretçilere, o güzel türküyü hatırlatıyor. Bir de özellikle yazın daha sık görünen nilüferler mavi gölü yeşile boyuyor. Abant’ın tüm güzelliğini görmek için onu çevreleyen dağlardan başlamalısınız tura. Yüksekten Abant’ı izleme keyfini yaşayın. Çam ağaçlarının koca gövdeleriyle yeşile bürüdüğü bu yüksek tepelerde, arkanıza göl manzarasını alarak hatıra fotoğrafı çektirebilirsiniz. Bu noktadan Abant tüm güzelliğini gözler önüne serer. Abant dağlarında neredeyse hiç yerleşim yeri yok. Yürüyüş parkuru denilen bölge aslında gezi gruplarının ayak izleriyle zamanla oluşmuş patikalardır. O yüzden çok dikkatli olmak gerekir, özellikle yağışlı ve karlı havalarda. Rehberleri takip etmek hem can güvenliği açısından hem de rehberlerin vereceği bilgileri duymak açısından son derece önemli. Patikalar kimi zaman tepelere doğru kimi zaman da aşağılara doğrudur. Yükseklerde daha çok çam ağaçları varken aşağılara indikçe, köknar ve kayın ağaçları görülmeye başlar. Bu ağaçlarda değişmeyen tek şey yeşil rengin kendisi. Neredeyse bir saatlik dağ yürüyüşünün ardından Abant Gölü’nün çevresindeki yürüyüş parkuruna ulaşıyoruz. Aklımız akşamdan yağmış karın ağaçlarda ve patika kenarlarında bıraktığı izlerde, krizantemlerde kalıyor. Birçok ağaç yılbaşı ağacı görünümünde tabiatana tarafından süslenmiş gibi.

Abant

Abant

Göl Çevresinde Yürüyüş

Doğayla içiçe olan göl çevresindeki az sayıdaki turistik tesis tatilinize konfor katıyor. Bu kadar doğal ve bozulmamış bir alan olan Abant Gölü ve çevresi Tabiat Parkı olarak tescillendiği için geleceğine güvenle bakıyor. Temizliği ve bozulmamışlığı ile Abant Gölü çevresinde ki parkurda yürüyüş hem spor hem eğlence sayılabilir. Oksijen deposu bu alanda bazen göl üzerine kurulmuş iskelelerden göle ve onun zenginliklerini daha yakından yaşayabilirsiniz. Bu yolculuk yaklaşık 1 buçuk iki saat sürüyor. Turunuz sırasında size bazen turistik gezi faytonları bazen de süslü atlar eşlik eder. Sahipleri tarafından 10 ytl karşılığında kiralanan atlar ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Gölün çevresi ağaç ve sazlıklarla kaplı. Sazlık alanlara ulaşmak isterseniz; dikkatli olmanızda fayda var, yoksa balçığa saplanıp ayakkabınızdan olabilirsiniz. Göl üzerinde dinlenen göçmen kuşları görüyoruz. Kuşlar havalanırken eşsiz bir manzara oluşturuyor.

Alternatif Çok, Sizinki Hangisi?

Abant

Abant

Abant parkında sadece balıklar ve kuşlar bulunmuyor. Parkın çevresindeki dağlık bölgede ve ormanlık alanda geyikler de bulunuyor. Geyik koruma çiftliği doğal hayatı koruma noktasında önemli bir görev üstlenmiş. Ayrıca, Abant Gölü’nün batı kısmında su samuru koruma sahası bulunuyor. Ağaçlara tırmanıp duran sincaplar en az çizgi film karakterleri kadar sevimliler. Piknik yapmak, kamp kurmak, sportif amaçlı olta ile balık tutmak, trekking yapmak, bisiklet sürmek, fayton ya da atla gezintiye çıkmak için burası oldukça ideal. Ata binmeye cesaretiniz varsa atla göl turu keyfini mutlaka deneyin. Daha konforlu ve güvenli bir araç isterseniz size bir fayton turu öneriyorum. Abant’ta gününüzü güzel geçirmek için alternatifiniz çok. Bu eşsiz yeri gezerken yorulduğunuzda banklar dinlenmek için birebir. Hatta yanınızda getirdiğiniz yiyecekleri piknik masalarında afiyetle yiyebilirsiniz. Göl, orman ve dağ üçlüsünün olumlu etkisi havadaki bol oksijen ile kendini gösteriyor. Çocuklar için burası tam bir özgürlük alanı. Bırakın koşabildikleri kadar koşsunlar, yorulana kadar oynasınlar. Salıncaklar kursunlar ağaçlar arasına, hamaklarda uyusunlar.

Abant gölü

Abant gölü

Abant’a gelip de göl kenarında yemek yemeden dönmek olmaz. Büyük Abant Oteli’nin iskele üzerine kurduğu Göl Cafe-Bar tam bir ziyafet alanı. Hem göze hem mideye hitap ediyor. İskele üzerindeki açık masalarda ya da cafede başta alabalık, sucuk ve tavuk ızgaralar üzere birçok eşsiz tat sizi bekliyor. Demli bir çay ya da kahve bu ziyafeti tamamlıyor. Buraya benzer birçok nokta bulunuyor. Ailece ya da arkadaşlarınızla yeşil vahanın ortasında piknik keyfini saatlerce yaşayabilirsiniz. Ağaçlar arasında kuralan hamaklarda şekerleme yapmak birçok ziyaretçinin tercihi.

Abant gölü

Abant gölü

Kısaca içinizdeki çocuğu özgür bırakacağınız bir yerdesiniz. Ahşap binaların yanında turistik yapılar ve oteller yığma taş görünüşleriyle doğayla uyumlu bir görünüme sahip. Diğer yandan, otobüs ve özel araçların özellikle haftasonları buraya ziyaretçileri taşıması, doğaya verilebilecek zararı akla getiriyor. Abant Tabiat Parkı Girişi’nde araçların bırakılabileceği fikri aklımıza geliyor. Parkın girişinde yöreye özgü doğal ürünlerin, gıdaların ve hediyeliklerin satış reyonları bulunuyor. Kocaman ahşap bir evi andıran pazaryerinde, cevizden peynire, duvar süslerinden bakliyata kadar herşeyi bulabiliyorsunuz. Abant’ın kış aylarındaki her tarafı beyaza bürünmüş hali çok etkileyici. Sakin ve durgun gölün çevresinde hayat kışın tüm hızıyla devam ediyor.

Abant Parkı

Abant Parkı

Dört mevsim yaşanır Abant, demiştik. Kışın bembeyaz örtüye bürünen Abant’ta hayatın başka bir yönünü görebilirsiniz. Kış mevsiminin en güzel şekilde tadının çıkarılabileceği ender yerlerden biri burası. Kızakla kar keyfi, açık havada mangal sefası ve nefis ızgaralar burayı farklı kılıyor. Abant’a gitmek için hangi mevsimde olduğunuz fark etmez, her mevsim sizi bekleyen başka bir Abant bulacaksınız. Bu güzel geziden geri dönerken tatlı bir yorgunluk çöker üstünüze, uykulu gözlerle günü kapatan Abant’a son bir kez daha bakarsınız. Dağların gölgeleri Abant’ın üzerine çökerken bulutsuz akşamlarda ay düşer Abant Gölü üzerine…

Related Blogs

  • Related Blogs on abant
  • Related Blogs on abant gölü
  • Related Blogs on babaa
  • Related Blogs on Bolu
  • Related Blogs on fayton
  • Fayton
  • Related Blogs on Geyik
  • Related Blogs on göl
  • Related Blogs on kayın
  • Related Blogs on köknar
  • Related Blogs on Marmara
  • Related Blogs on tabiat

Deniz Fenerleri

Deniz Fenerleri

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Uzun yıllar yıldızların, güneşin ve ayın ışıklarından yararlandı denizciler yön bulmak için. Gidilen yollar uzayıp da yolculuk zorlaştıkça, karadan denizi aydınlatan ışık kaynakları gerekli hale geldi.
Deniz fenerlerinden söz ediyoruz. Karaya yakın seyreden gemiler, onların yol gösteren ışıkları olmadan kendilerini güvende hissetmiyorlardı.

Gelişen teknolojiyle birlikte artık karanlıkta bir fenerin kılavuzluğuna daha az ihtiyaç duyuluyor. Radar, uydu, pusula, siren ve telsiz gibi aletler kullanılmaya başlandığından beri önemi giderek azalıyor fenerlerin. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de, özgün mimarileriyle birer estetik figür haline gelen deniz fenerleri, kültürel ve tarihi miras olarak kabul ediliyorlar.

Tarihi kaynaklara göre bilinen ilk deniz feneri, Fenikeliler tarafından M.Ö. 7. yüzyılda Sigeon’da inşa edilmiş. Dünyanın yedi harikasından biri olan ve antik çağların en görkemli yapıları arasında gösterilen İskenderiye Feneri ise M.Ö. 280 yılında Knidos’lu Sostrates tarafından Pharos Adası üzerinde yapılmış.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

deniz_feneri-2Uzunluğu sekiz bin kilometreyi aşan kıyılarımızda Sinop’tan Anamur’a, Çanakkale’den Hatay’a, İğneada’dan Hopa’ya kadar sayıları dörtyüzü geçen irili ufaklı birçok deniz feneri bulunuyor. Türkiye’de ilk deniz fenerinin yapımı İstanbul Boğazı girişinde meydana gelen önemli bir deniz kazasından sonraya rastlar. 1755 yılında Mısır’a ticaret eşyası götürmekte olan Hacı Kaptan idaresindeki bir kalyon geceleyin Kumkapı’da karaya oturunca, padişah III.Osman, Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa’ya talimat vererek Ahırkapı’daki ilk deniz fenerini yaptırmış.

Dört bir yanı denizlerle çevrili bir coğrafyada bulunmamıza karşın, ülkemizdeki deniz fenerlerinin büyük bir çoğunluğu Fransızlar tarafından inşa edilmiş. Sonraki yıllarda sırasıyla ‘Fenerler İdare-i Umumiyesi Müdürlüğü’, 1938’de Denizbank, 1984’te Denizcilik İşletmesi tarafından aydınlatılan fenerlerimiz, 1997 yılından beri ‘Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nce işletiliyor.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Yüzyıllardır odun ve kömür ateşi, mum, kandil, gaz yağı, petrol, asetilen ve elektrik kullanarak deniz trafiğini yönlendiren fenerlerin çoğu, artık güneş enerjisiyle aydınlatıyor denizleri. İnsana olan gereksinimin azalması, babadan oğula geçen bir meslek olan fenerciliği de yakın gelecekte ortadan kaldıracak. Eskiden fenerin bir parçası olan evlerinde yaşayan görevliler, şimdilerde yakın bir yerleşimde ikamet edip bakım için periyodik aralıklarla gidiyorlar fenerlere. İs, duman, ulaşım zorluğu gibi büyük zahmetlerin ardından yakılan fenerlerin ışığı artık kendi başına selamlıyor hiç tanımadığı gemicileri. Giderek yalnızlaşan fenerlerin bazılarıysa artan nüfusla birlikte yeni komşular (!) ediniyor. Yolunuz İstanbul-Yeşilköy’e düşerse estetik formuyla içinizi ısıtacak deniz fenerine bir göz atın. Artık arkasında devasa bir otel yükselmekte. Karşısındaki Bey Dağlarına göz kırpan Antalya Bababurnu Feneri ise yüksek binalar arasında kaybolmuş sanki. Eskiden gündoğumlarına bir başına gülümseyen İğneada-Koru Feneri yazlık villalarla kuşatılmış şimdilerde. Bakir ve dingin bir doğanın içinde ışıldayan beyaz kuleler, yavaş yavaş kalabalık ve çirkin yapılar arasında farkedilmeyecek birer ayrıntıya dönüşüyorlar neredeyse.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Oysa deniz feneri denilince akla yalnızlık ve hüzün gelir. Denizin ortasında dalgalarla boğuşan bir kaptan, en yakın köyden kilometrelerce uzakta doğanın içinde tek başına bir fenerci ve kapkaranlık gecelere göz kırpan yalnız bir fener ışığı… Belki de deniz fenerlerinin görsel anlamda bir simge haline gelmesinin asıl nedenidir ıssız doğadaki bir başınalığı. Yemyeşil bir yarımadaya yarenlik eden beş adayla birlikte büyülü bir masal dünyasını anımsatan Taşlık Burnu (Gelidonya), kuşkusuz en güzel fenerler arasında ilk sıradaki yerini alıyor. Gelibolu Yarımadasının en ucundaki rüzgarlı bir bayırda yükselen Seddülbahir, Akdeniz ve Ege’yi kucaklayan iki nefis koyun ardındaki bir yarımadanın tepesinde Knidos antik kentini gözleyen Deveboynu, çam ormanlarının denizle buluştuğu bir coğrafyada yükselen Hatay-Akıncı burnu, sayısız bakir koyu bağrında saklayan Fethiye Körfezinin en güzel adalarından Kızılada, İstanbul boğazının incisi Kızkulesi, tarihi bir kalenin içinde yer alan Kuşadası-Güvercinada Fenerleri diğer etkileyici deniz fenerleri arasında sayılabilir.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Fenerler yerleşim yerlerinden uzakta kurulduklarından yalnızlığın bekçiliğini de yapıyorlar yüzyıllardır. Süngükaya, Fener, Peksimet, Delik, Tavşan, Kızıl, Türkeli, Altın, Kefken gibi adalar üstünde yer alan fenerler, konumlarından dolayı görece bakirliklerini koruyorlar. Karadan ulaşımı en zor olan iki deniz feneri de yalnızlıklarının tadını çıkarıyorlar hala: iki kilometrelik dik bir patikayla ulaşılan Taşlık burnu ve Anemurion ören yerinin hemen ardında beşyüz metrelik bir patikayla erişilebilen Anamur Burnu fenerleri. Fenerciler gerekli erzak ve malzemeyi sırtlarında taşıyarak götürüyorlar yıllardır.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Karada küçük bir evin içerisinden yükselen, denizde bir şamandıra veya dubaya bağlı, çoğunlukla da dalgakıranların ucunda yer alan denizin taş kuleleri, değişik özellikleriyle ön plana çıkıyorlar. Siyah-beyaz çizgili sekizgen gövdesiyle ülkemizdeki fenerlerin en büyüğü Şilede. Yükseklik açısından birinci sırayı Rumelifeneri (30 m.), ikinciliği Ahırkapı (29 m.) feneri alıyor. Işığı deniz seviyesinden en yüksek fenerler Alanya (209 m.), Hatay-Akıncıburnu (109 m.) ve Sinop-Boztepe (107 m.) olarak sıralanmakta. Deniz seviyesinden en yüksekte bulunan fener ise Taşlık Burnu (237 m.). Sinop-İnceburun Türkiye’nin en kuzey ucundaki, Anamur en güneydeki deniz feneri. Yukarıda öyküsünü anlattığımız İstanbul-Ahırkapı feneri ise en eski fener olma özelliğini taşıyor.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Deniz fenerlerinden söz ederken İstanbul için ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Karadeniz ve Marmara’ya açılan konumu nedeniyle boğaz kıyılarında ve adalarda toplam 37 fener yer alıyor. Yoğun deniz trafiğine sahne olan Boğaziçi’nde irili ufaklı 19 fener bulunuyor. Rumeli yakasındakiler yeşil, Anadolu yakasındakiler kırmızı ışık çakıyor. Boğazın Karadeniz girişini gözleyen Rumeli ve Anadolufeneri, gemilerin arasında bir gelin gibi süzülen Kızkulesi, iki saniye aralıklarla çakan Ahırkapı, 1856’da kurulan ve 23 m. yükseklikteki Yeşilköy, Fenerbahçe ve adalar üzerindeki fenerler… Bir deniz fenerleri cenneti adeta İstanbul.

Fenerlerin enlem ve boylamlarını bilen gemiciler buna göre kendi konumlarını saptar ve rotalarını belirlerler. Farklı çakış süreleri ve ışıklarının rengi sayesinde de kaptanlar tarafından tanınan deniz fenerleri, en yakınlarındaki fenerlerle sürekli bir göz teması içindedir. Taşlık Burnu (Gelidonya) fenerinden gece baktığınızda doğuda Bababurnu, batıda ise Meis fenerinin ışıklarını rahatlıkla görebilirsiniz.

Teknolojinin gelişimi, uydu haberleşme ve otomasyona geçiş, deniz fenerlerinin geleceğini tehdit etmekte. İşlevleri giderek azalan ‘Umut Işıkları’nın ekonomik yükünü hafifletmeyi düşünen Kıyı Emniyeti Müdürlüğü fenerleri turizme açmayı planlıyor. ABD, İngiltere, İskoçya, Kanada, Hırvatistan ve İskandinavya’da da benzerleri görülen uygulamanın ilk örnekleri Istanbul’daki fenerleri kapsayacak. Restoran, otel, kafe veya müze olarak işletime açılması planlanan fenerler artık turistleri ağırlayarak Türkiye’nin tanıtımına katkıda bulunacak yakın bir gelecekte.

Her deniz fenerinin ayrı bir öyküsü var, tıpkı insanlar gibi. Denizle karanın bitiştiği sınırda duruyorlar öylece. Ne denize ne de karaya ait onlar, kendi başlarınalar ıssızlığın ortasında. Sadece denizdeki tekneler için değil evinin penceresinden uzakları seyredip düş kuranlar için de bir umut ışığı olsun diye…

Mavi Bayraklı Plaj ve Marinalar

Türkiye’nin Mavi Bayraklı Plaj ve Marinaları

Marmaris

Marmaris

Üç yanı denizlerle çevrili olan Türkiye’nin; uluslararası kalite belgeli “Mavi Bayrak” Plaj ve marinaları turizmde önemli bir yer tutuyor.
Doğal güzellikleri ve uygun konaklama şartlarıyla deniz turizminin önemli bir merkezi haline gelen Türkiye’de; 2008 yılı itibariyle 250’den fazla Plaj ve Marina uluslararası “Mavi Bayrak” ödülüne layık görüldü.

Türkiye Çevre Eğitim Vakfı’nın (TÜRÇEV) Plaj ve Marina’lara verdiği “Mavi Bayrak” ödülü; çevresel faktörler, deniz suyunun temizliği ve hizmet ile güvenlik açısından toplam bir değerlendirme sonucunda belirleniyor. Mavi Bayrak, temiz, bakımlı, donanımlı, güvenli ve dolayısıyla uygar, sürdürülebilir bir çevrenin sembolüdür.

Çeşme

Çeşme

Mavi bayrak, 1987’de kurulan, merkezi Danimarka’da bulunan Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEE) koordinasyonunda yürütülen uluslararası projelerden biri. Bir çevre ödülü olarak düşündüğümüz Mavi Bayrak, esasen Plaj ve Marina’lar için öngörülen uluslararası standartları belirlemektedir. Mavi Bayrak Avrupa’da 30 ülkede, dünya çapında ise toplam 42 ülkede uygulanıyor. TÜRÇEV, ülkemizi temsilen Avrupa Çevre Eğitim Vakfı üyesi olarak Mavi Bayrak’a hak kazanan Plaj ve Marinaları belirliyor. Aday Plaj ve Marinalar, önce ulusal jüri, daha sonra uluslararası jüri tarafından değerlendirilerek 1 yıllık bir süre için “Mavi Bayrak” ödülünü almaya hak kazanırlar. Plajlar için temel kriter; temiz deniz suyu, çevre eğitimi, bilgilendirme ve gerekli donanıma sahip iyi bir çevre yönetimi olarak sıralanabilir. Mavi Bayrak kriteri her yıl yenileniyor ve plajların kalitesi sürekli kontrol altında tutulmuş oluyor. Dünya turizminin artık daha bilinçli tercihlerle ve kaliteli seçimlerle yönlendirildiğini düşünürsek, Mavi Bayrak ödülünün ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız. İşte 2008 yılında Türkiye’nin Mavi Bayrak ödülünü almaya hak kazanan Plaj ve Marina’ları…

MERSİN

Silifke; Atakent (Mediterranean Otel, Altın Orfoz),
Yeşilovacık; (Mia Resorts Pinepark Holiday Club),
Taşucu; Taşucu (Intermot Boğsak Motel),
Erdemli; Kumkuyu (Olbios Marina Resort),
Bozyazı; Bozyazı (Anemurion Hotel)

ANTALYA

Water World Otel

Water World Otel

Merkez; Çalkaya (Lara Beach Otel, Saturn Palace Otel, Sherwood Resort Breezes Otel, Concerde Otel, Delphin Palace Otel, Fame Residence Otel, Delphin Diva Hotel), Muratpaşa (Miracle Resort Otel, Lara Barut Otel, Club Hotel Sera, Turist Beach, Karpuzkaldıran Kampı, Dedeman Otel, Divan Antalya Talya Otel), Büyükşehir (Konyaaltı II Beach Park, Konyaaltı III Beach Park, Konyaaltı IX Beach Park, Konyaaltı VII Beach Park), Konyaaltı (Konyaaltı IV Baki Grup, Konyaaltı V Baki Grup, Konyaaltı I Baki Grup, Konyaaltı VI Baki Grup, Konyaaltı VIII Baki Grup).

Alanya; Kargıcak (Kargıcak 1 Titan-Dinler, Kargıcak II First Class Hotel, Drita Hotel) Kestel (Sunset Beach Otel), Alanya (Keykubat, Damlataş, Kleopatra Doğu, Kleopatra Batı) Konaklı (Serapsu Otel, Royal Vikingen Resort) Türkler (Aydınbey Gold Dreams, Club Güneş Otel, Jasmin Garden, Manolya Otel), Avsallar (Avsallar II Justiniano Beach Hotel, Avsallar I Rubi Otel, Ulusoy Aspendos Hotel), İncekum (İncekum Joy Pegasos Hotels, İncekum Halk Plajı) Okurcalar (Water Planet, Okurcalar I Riva Club N, Arycanda Deluxe Resort, Club Justiniano, Justiniano Park Conti, Botanik Hotel, Mukarnas Resort, Delphin Deluxe Resort, Meryan Hotel).

Titreyen Göl - Sorgun

Titreyen Göl - Sorgun

Manavgat; Kızılot (Pemar Otel, Riva Costa Otel, Melia Beach Resort, Washington Resort, Lyra Resort) Manavgat (Club Ali Bey, Club Nena, Sunrise Resort, Turan Prince World, Silence Beach Resort, Majesty Palm Beach, Titreyengöl I Joy Nashira Otel, Titreyengöl II Magic Life Seven Seas, Joy Pegasos World, Blue Waters Hotels, Asteria Sorgun Hotel, Voyage Sorgun, Robinson Club Pamfilya, Turquoise Otel) Side (Sueno Hotels Beach Side, Side IV Side Star, Trendy Side Beach, Barut Cennet Acanthus Otel, Side II Side Asteria Otel, Side III Sunrise Queen Otel, Side I Side Grand Otel) Ilıca (Kumköy I Trendy Side Palm Beach, Kumköy II Terrace Otel, Papillon Muna), Evrenseki (Evrenseki I Xanthe Otel, Evrenseki II Monachus Hotels, Grand Art Side Hotel), Çolaklı (Kamelya World, Stone Palace, Alba Resort, Süral Resort, Sürel Otel, Süray Saray Otel, Riva Bella Otel, Golden Coast Hotel) Gündoğdu (Gündoğdu I Dionysos Hotels Spa&Resort, Gündoğdu III Amara Beach Resort Otel, Turan Prince Residence, Gündoğdu II Trendy Aspendos Beach Otel, Royal Atlantis, Vera Club Lindita Otel).

Seven Seas

Seven Seas

Magic Life Sirene

Magic Life Sirene

Serik; Boğazkent (Boğazkend I Vera Paraiso Hotel, Belek Beach Resort Hotel, Aydınbey Famous Hotel, Boğazkent II Club Victoria Hotel, Boğazkent II Crystal Family, Riva Donna, Vera Mare) Belek (Acısu I Xanadu Resort Hotel, Acısu II Gloria Golf Resort, Gloria Serenity, İleribaş IV Papillion Zeugma, İleribaş II Gloria Verde Hotel, Maritim Pine Beach, İleribaş III Papillion Aysha, Sillyum Hotel, İleribaş I Belek Halk Plajı, İskele IV Club Voyage Belek Select, İskele III Club Ali Bey Belek, İskele I Magic Life Water World Otel, İskele V Ela Quality Resort Otel), Kadriye (Taşlıburun IV Calista Otel, Attaleia Otel, Taşlıburun I Asteria Bellis, Papilon Belvil, Taşlıburun III Otium Zeynep Otel, Taşlıburun II Kadriye Halk Plajı, Üçkumtepesi IV Kempinski The Dome Hotel, Üçkumtepesi II IC Otel Santai, Magic Life Sirene, Üçkumtepesi III Bercelo Tat Beach, Adora Golf Resort, Üçkumtepesi I Club Megasaray Otel, Club Asteria Otel).

Kemer; Beldibi (Beldibi Atatürk Halk Plajı, Beldibi Rixos Otel, Antedeon De Luxe Otel, Catamaran Resort Hotel, Club Med Beldibi, Zigana Tatil Köyü, Amara Club Marine, Sungate Port Royal, Sea Gull Otel), Göynük (Mirada Delmar Otel, Ulusoy Kemer Holiday Club, Magic Life Kemer Otel, Göynük Halk Plajı, Kilikya Palace Otel, Fame Göynük Otel, Majesty Mirage Park, Club Phaselis Otel), Kemer (Palmiye Tatil Köyü, Grand Gül Otel, Rose Beach Residence, Palmet Resort Otel, Amara Wing Resort Otel, Alatimya Village Otel, Maxim Resort Otel, Kemer Resort Otel, Orange Country Resort, Grand Haber Otel, Fame Residence Hotel, Türkiz Otel, Ayışığı Plajı, Club Med Kemer, Kiriş Alinda Beach Otel, Kiriş Le Jardin Hotel), Çamyuva (Rixos Labada Otel, Ulusoy Fantasia Hotel, Elize Beach Hotel, Robinson Club Çamyuva), Tekirova (Pirates Beach, Marti Myra Otel, Phaselis Princess, Queens Park Resort, Corinthia Otel, Amara Dolcevita).

Kaş; Kaş (Küçükçakıl Çınarlar Plajı, Aquarius Otel), Kalkan (Patara Prince Resort, Kalamar Beach Club)

Fethiye

Fethiye

MUĞLA

Fethiye; Fethiye (Club Suncity, Çalıs Halk Plajı, Hillside Beach Club),
Ölüdeniz (Otel Meri, Kumburnu Halk Plajı).

Magic Life Sarıgerme iber otel

Magic Life Sarıgerme iber otel

Ortaca; Ortaca (Sardeç Plajı, Magic Life Sarıgerme İber Otel)
Marmaris; Marmaris (Magic Life Marmaris, Marmaris Halk Plajı, Maritim Hotel Grand Azur, Grand Yazıcı, Club Resort Select Maris, Green Platan, Martı Marina Plajı), İçmeler (Martı La Perla, Martı Resort, Aqua Otel, Munamar),
Turunç (Turunç Otel, Turunç Halk Plajı
Ula; Akyaka (Akyaka Halk Plajı)

Datça; Datça (Aktur Kamping, Aktur Tatil Sitesi, Aktur Kurucabük,
Karaincir Tatil Sitesi)
Bodrum; Yalıçiftliği (Valtur, Sea Garden I, Sea Garden II, Palmiye Tatil Köyü, Latanya Bodrum Beach Club, Kempinski Barbaros Bay, Club Ersan, Club Belizia Majesty), Bodrum (Wow Bodrum Resort, İsis Tatil Köyü, Torba Club Voyage, Milta Tatil Köyü (Işıl Club), Samara Otel, Kervansaray Otel, Etap Altınel), Bitez (Aktur, Ambrossia Otel, Bitez Yali (Halikarya)), Ortakent-Yahşi (Ortakent Light House Otel, Scala Beach), Turgutreis (Bağla Koyu Magic Life, Club Armonia, Turgutreis Günbatımı Plajı, Yelken Otel, Club Armonia Bodrum Evleri, Kadıkale Resort, Gümüşkaya Plajı, Yalıkavak Halk Plajı, Club Flipper, Piresen Halk Plajı), Gündoğan (Gündoğan Halk Plajı), Göltürkbükü (Club Voyage Türkbükü, Hekimköy Tatil Sitesi)

AYDIN

Didim; Akbük (Club Patio (Lookea Didim), Didim (Sahte Cennet), Oteller Önü Plajı, Medusa Beach Club, Altınkum Plajı, 3. Koy Plajı, Club Tarhan)

Kuşadası; (Prelude Otel, Efesia Otel, Tusan Beach Resort, Kuştur Club Tatil Köyü, Ömer Tatil Köyü, İmbat Hotel, Pine Bay Hotel, Kadınlar Denizi, Green Beach, Grand Blue Sky Hotel)

İZMİR

Menderes; Özdere (Orta Mahalle Plajı), Gümüldür (Denizatı Tatil Köyü, Club Yalı)
Selçuk; (Artemisia Ephesus Princess, Aqua Fantasy Club Hotel,
Richmond Ephesus Resort)
Çeşme; Alaçatı (Suzer Sun Dreams Hotel, Seaside Beach Club), Çeşme (Sheraton Hotel, Ontur Hotel, Ayasaranda Kerasus Hotel, Ilıca Hotel,
Paparazzi Plajı, Altınyunus Plajı)

Karaburun; (Akvaryum Plajı, Kuyucak Plajı)
Foça; Foça (Phokaia Hotel) Yenifoça (Pollen Tatil Köyü) Dikili (Kalem Adası, Kayra Plajı, Dikili Belediye Plajı)

Balıkesir Ayvalık

Balıkesir Ayvalık

BALIKESİR

Ayvalık; Ayvalık Belediye Plajı, Haliç Park Otel, Ortunç Hotel
Gömeç; Karaağaç (Güvercin Koyu, Martı Koyu, Gemiyatağı Koyu)
Burhaniye; Artemis Tatil Köyü, Club Orient, Öğretmenevleri Halk Plajı, Ören Talk Plajı
Edremit; Altınoluk (Antandros Halk Plajı, Altıner Otel)

ÇANAKKALE

Ayvacık; Eden Gardens

TEKİRDAĞ

Şarköy; Şarköy Belediye Plajı

YALOVA

Armutlu; Armutlu (İhlas Armutlu Tatil Köyü)

MAVİ BAYRAKLI MARİNALAR

Marina

Marina

Antalya; Kemer (Kemer Türkiz Marina), Finike (Setur Finike Marina)
Muğla; Fethiye (Ece Marina), Fethiye-Göcek (Port Göcek Marina), Marmaris (Netsel Marina, Akdeniz Martı Marina), Bodrum (Milta Marina), Turgutreis (D-Marin Turgutreis), Yalıkavak (Port Bodrum Yalıkavak)
Aydın; Kuşadası (Setur Kuşadası Marina)
Balıkesir; Ayvalık (Setur Ayvalık Marina)
İstanbul; Kadıköy (Setur Amiral Fahri Korutürk Fenerbahçe ve Kalamış Marinaları), Bakırköy (Ataköy Marina)

Related Blogs

  • Related Blogs on Avsallar
  • Related Blogs on Bozyazı
  • Related Blogs on çevre
  • Related Blogs on eğitim
  • Related Blogs on Erdemli
  • Related Blogs on Evrenseki
  • Related Blogs on Gezi
  • Related Blogs on ılıca
  • Related Blogs on Kadriye
  • Related Blogs on Konaklı
  • Related Blogs on Konyaaltı

Dalyan

Dalyan : Saklı Cennet

Dalyan

Dalyan

90lı yıllara kadar sadece müdavimi olan az sayıda yabancı turist tarafından ziyaret edilen Muğla’nın Ortaça ilçesinin şirin beldesi Dalyan, Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’e kavuşturan kanallar üzerinde yer alıyor. Dünyanın dört bir yanından pek çok ziyaretçiyi ağırlamasına karşın, bozulmadan kalabilmiş ender yörelerden biri. Bunun nedeni Marmaris – Fethiye yolundan 12 km. içeride olması.
Beldenin en önemli geçim kaynaklarından biri turizm. Son yıllarda çok sayıda otel, pansiyon ve restoran hizmete açılarak, Dalyan’ı on binin üzerinde yatak kapasitesiyle bölgenin cazibe merkezi haline getirmiş. Yörenin dünyaca tanınmasını sağlayan asıl unsur ise, dev ‘Caretta Caretta’ kaplumbağalarının bilinen sekiz türünden ikisinin Dalyan kumsallarına yumurtalarını bırakması. Caretta’lar üreme dönemleri olan Mayıs-Ağustos ayları öncesinde, Dalyan deltasında yaklaşık beş kilometre uzunluğundaki İztuzu plajına geliyorlar. Dişi deniz kaplumbağaları, kumsalda açtıkları çukurlara yumurtalarını bırakıp üzerini kumla örterek denize dönüyorlar. İki ayı bulan kuluçka dönemi sonrasında yumurtadan çıkan yavrular, gece dolunayın ışığını takip ederek denize ulaşmaya çalışıyorlar. İztuzu kumsalı bu doğa harikası olayın mekanı olarak son derece bilinçli bir şekilde düzenlenmiş durumda. Kumsalda gece herhangi bir ışık kaynağının kullanılması, Caretta yavrularını yanıltıp denize varamadan ölümlerine neden olacağı düşüncesiyle yasaklanmış.

Dalyan

Dalyan

Gündüz plajda dolaşan görevlilerse, yerli ve yabancı turistleri bu konuda bilgilendirip olası yuvaları koruma altına alarak, kaplumbağa yumurtalarına zarar gelmesini engelliyorlar. Yumurtalardan yavruların çıktığı dönemlerde, akşam saat sekizden sabah gün ışıyana kadar plaja giriş yasaklanıyor. İztuzu sahiline Dalyan’dan kalkan dolmuş teknelerle ulaşabilirsiniz.

Dalyan

Dalyan

Dalyan’ın oluşmasının en önemli nedeni Köyceğiz gölü kuşkusuz. Dağlardan gelen coşkun sularla beslenen göl, fazla sularını on iki kilometrelik bir kanalla Akdeniz’e boşaltır. Göl sularının bu yolculuğu ilkbaharda yeşile, sonbaharda ise sarıya dönüşen sazlıklar arasından devam eder. Bazen insan boyunu aşan bu sazlıkları bir labirente benzetmek yanlış olmaz. Tekneler, düzenlenen trafikte hangi kanallardan devam edeceğini bilen deneyimli kaptanların kılavuzluğunda bir kuğu gibi süzülürler. Kanallar, Akdeniz’e ulaşmadan önce kumsalın bir bariyer gibi suların önünü kapatmasından dolayı Alagöl, Sülüngür ve Sülüklü isimli üç göl oluşturur. Altı kilometrelik kumsalın batı yakasındaki küçük bir boğazdan denize kavuşulur nihayet. Altın sarısı bu kumsalın doğu tarafı İztuzu, batı tarafı ise Dalyan plajı olarak adlandırılır.

Dalyan

Dalyan

Kanalın diğer yakasında Kaunos antik kenti yer alıyor. Mitolojik efsaneler bize kentin kuruluş öyküsünü şöyle anlatıyor; Miletos’un ikiz çocuklarından Byblis, ağabeyi Kaunos’a olan aşkına yanıt alamayınca intihar eder. Bu hazin olay sonrasında ceza olarak sürgüne gönderilen Kaunos, şimdiki Dalyan’ın bulunduğu Karia bölgesine gelerek kendi adını taşıyan bir kent kurar. Antik çağın en önemli şehirlerinden biri olan Kaunos’tan sur duvarları, agora, stoa, çeşme, hamam, tiyatro ve tapınak kalıntıları ulaşmış günümüze. Dalyan’dan kalkan teknelerle bir noktaya kadar gelip, sonrasında yürümek gerekiyor antik kente ulaşabilmek için. Kentin batısında yer alan ve M.Ö. 4. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Kaunos kaya mezarları ise, kartpostalları süsleyen güzellikleriyle Dalyan’ın simgesi olmuşlar adeta. Yamaçlardaki dik kaya bloklarına oyularak yapılmış mezarların krallara ya da soylu kişilere ait olduğu sanılıyor. En tepede yer alan Akropolis alanından Dalyan beldesi, Sülüngür gölü, sazlıklar arasındaki kanallar ve İztuzu kumsalından oluşan nefes kesici manzara mutlaka görülmeli.

Dalyan

Dalyan

Dalyan’da hayat tekne üzerinde geçiyor desek abartmış olmayız. Görülmesi gereken tüm detaylara ulaşım teknelerle sağlanıyor. Teknecilik ve balıkçılık neredeyse babadan oğula geçen bir meslek haline gelmiş. İztuzu plajına giden sazlık yol, labirent gibi kıvrımlarıyla tam bir doğa harikası. Yanınızdan geçen dönüş tekneleri, ya el sallayarak ya da düdüklerini çalarak mutlaka bir selam vereceklerdir size. Milyonlarca yıldan bu yana meydana gelen tektonik hareketlerle oluşan Dalyan deltası, dünyanın ender eko sistemlerinden biri sayılıyor. Sazlık olur da, konukları eksik olur mu hiç? Dalyan, tam bir kuş cenneti. Yüzlerce kuş türünün yaşam alanı ya da konaklama bölgesi olan sazlıklar, yerli ve yabancı kuş gözlemcilerinin de mekanı olmuş. Her yıl binlerce kuş meraklısı, bölgedeki canlı çeşitliliğini gözlemleyebilmek için Dalyan’a geliyor.

Dalyan

Dalyan

Dalyan

Dalyan

Dalyan denilince akla ilk gelenlerden biri de, şifalı çamur banyoları. Tekneyle ulaşılan ve beldeye yaklaşık 4 km. uzaklıkta yer alan banyolar, dünyanın dört bir yanından gelenlerce gençlik ve güzellik formülü olarak kullanılıyor. Yüz dahil olmak üzere tüm vücuda sürülen çamur, yaklaşık 45 dakika kadar beklendikten sonra soğuk suyla durulanıyor. Çamur kürünün ardından hemen yakındaki kaplıcanın sıcak kükürtlü sularına giriliyor.

Ölü hücrelerinden arındırıp derinin pürüzsüz bir hal alarak gerginleşmesini sağlayan çamur maskesi, ünlülerin de tercihi olmuş. Seyahat acentelerinin vitrinlerinde, Dustin Hoffman’dan Sting’e pek çok ünlünün burada çekilmiş fotoğraflarını görebilirsiniz. Şifalı çamurun marifetleri saymakla bitmiyor. Doğanın bu mucize kremi selülite de iyi geliyor. Sezonda günlük ortalama iki bin ziyaretçiyi ağırlayan çamur banyolarında, her yıl düzenlenen Caretta Caretta Festivali kapsamında bir de ‘Çamur Güzeli’ seçiliyor.

Dalyan

Dalyan

Beldeden tekneyle ulaşılan bir başka şifa kaynağıysa, sıcaklığı 40 dereceye ulaşan termal sularıyla Sultaniye kaplıcaları. İçeriğinde kalsiyum klorür ve kalsiyum sülfat bulunan kaplıca sularının, böbrek ve idrar yolları hastalıklarından romatizmaya, kadın hastalıklarından damar sertliğine kadar bir dizi rahatsızlığa iyi geldiği biliniyor. Rivayet o ki, kaplıcalara yürüyemeyecek durumda getirilen hastalar tedaviden sonra iyileşip ayağa kalkarlarmış. Dalyan’daki aktiviteler yukarıda saydıklarımızla sınırlı değil elbette. Son yılların gözde sporu, delta kanatlı uçaklarla Dalyan’ı gökyüzünden seyretmek. Yeşilin ve mavinin onlarca tonuyla renklenen suları, sazlıkların arasında süzülen teknelerin olağanüstü güzellikteki manzarasını yukarıdan izlemeye doyum olmaz. Araçlarla çıkılan Radar tepesinden de aynı manzarayı seyretmek mümkün. Baraj suları altında kalmayı bekleyen Akköprü’yü ziyaret edebilir, Yuvarlak Çay’da kendinize bir alabalık ziyafeti çekebilirsiniz.

Dalyan

Dalyan

Toparlar köyündeki şelalenin sularında serinlemek ve Dalaman çayında rafting ise yapılacak diğer etkinlikler arasında. Ölemez dağı eteklerindeki durgun Köyceğiz gölü ve kıyısındaki sakin kasaba, dinginlik arayanların en önemli mekanlarından biri. Gölün karşı yakasından Ekincik koyuna kadar devam eden 40 kilometrelik orman ve göl manzaralı yolculuk insanın içini ferahlatıyor.

Beş bin yıllık tarihi dokusu ve doğal güzellikleriyle Dalyan, beton yığını haline gelmiş tatil kentlerinden uzakta, doğanın koynunda dinlenmek isteyenleri ağırlayan saklı bir cennet.

Related Blogs

  • Related Blogs on Akköprü
  • Related Blogs on Akropolis
  • Related Blogs on Caretta caretta
  • Related Blogs on Muğla
  • Related Blogs on turist