Tag Archives for Anamur

Deniz Fenerleri

Deniz Fenerleri

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Uzun yıllar yıldızların, güneşin ve ayın ışıklarından yararlandı denizciler yön bulmak için. Gidilen yollar uzayıp da yolculuk zorlaştıkça, karadan denizi aydınlatan ışık kaynakları gerekli hale geldi.
Deniz fenerlerinden söz ediyoruz. Karaya yakın seyreden gemiler, onların yol gösteren ışıkları olmadan kendilerini güvende hissetmiyorlardı.

Gelişen teknolojiyle birlikte artık karanlıkta bir fenerin kılavuzluğuna daha az ihtiyaç duyuluyor. Radar, uydu, pusula, siren ve telsiz gibi aletler kullanılmaya başlandığından beri önemi giderek azalıyor fenerlerin. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de, özgün mimarileriyle birer estetik figür haline gelen deniz fenerleri, kültürel ve tarihi miras olarak kabul ediliyorlar.

Tarihi kaynaklara göre bilinen ilk deniz feneri, Fenikeliler tarafından M.Ö. 7. yüzyılda Sigeon’da inşa edilmiş. Dünyanın yedi harikasından biri olan ve antik çağların en görkemli yapıları arasında gösterilen İskenderiye Feneri ise M.Ö. 280 yılında Knidos’lu Sostrates tarafından Pharos Adası üzerinde yapılmış.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

deniz_feneri-2Uzunluğu sekiz bin kilometreyi aşan kıyılarımızda Sinop’tan Anamur’a, Çanakkale’den Hatay’a, İğneada’dan Hopa’ya kadar sayıları dörtyüzü geçen irili ufaklı birçok deniz feneri bulunuyor. Türkiye’de ilk deniz fenerinin yapımı İstanbul Boğazı girişinde meydana gelen önemli bir deniz kazasından sonraya rastlar. 1755 yılında Mısır’a ticaret eşyası götürmekte olan Hacı Kaptan idaresindeki bir kalyon geceleyin Kumkapı’da karaya oturunca, padişah III.Osman, Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa’ya talimat vererek Ahırkapı’daki ilk deniz fenerini yaptırmış.

Dört bir yanı denizlerle çevrili bir coğrafyada bulunmamıza karşın, ülkemizdeki deniz fenerlerinin büyük bir çoğunluğu Fransızlar tarafından inşa edilmiş. Sonraki yıllarda sırasıyla ‘Fenerler İdare-i Umumiyesi Müdürlüğü’, 1938’de Denizbank, 1984’te Denizcilik İşletmesi tarafından aydınlatılan fenerlerimiz, 1997 yılından beri ‘Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nce işletiliyor.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Yüzyıllardır odun ve kömür ateşi, mum, kandil, gaz yağı, petrol, asetilen ve elektrik kullanarak deniz trafiğini yönlendiren fenerlerin çoğu, artık güneş enerjisiyle aydınlatıyor denizleri. İnsana olan gereksinimin azalması, babadan oğula geçen bir meslek olan fenerciliği de yakın gelecekte ortadan kaldıracak. Eskiden fenerin bir parçası olan evlerinde yaşayan görevliler, şimdilerde yakın bir yerleşimde ikamet edip bakım için periyodik aralıklarla gidiyorlar fenerlere. İs, duman, ulaşım zorluğu gibi büyük zahmetlerin ardından yakılan fenerlerin ışığı artık kendi başına selamlıyor hiç tanımadığı gemicileri. Giderek yalnızlaşan fenerlerin bazılarıysa artan nüfusla birlikte yeni komşular (!) ediniyor. Yolunuz İstanbul-Yeşilköy’e düşerse estetik formuyla içinizi ısıtacak deniz fenerine bir göz atın. Artık arkasında devasa bir otel yükselmekte. Karşısındaki Bey Dağlarına göz kırpan Antalya Bababurnu Feneri ise yüksek binalar arasında kaybolmuş sanki. Eskiden gündoğumlarına bir başına gülümseyen İğneada-Koru Feneri yazlık villalarla kuşatılmış şimdilerde. Bakir ve dingin bir doğanın içinde ışıldayan beyaz kuleler, yavaş yavaş kalabalık ve çirkin yapılar arasında farkedilmeyecek birer ayrıntıya dönüşüyorlar neredeyse.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Oysa deniz feneri denilince akla yalnızlık ve hüzün gelir. Denizin ortasında dalgalarla boğuşan bir kaptan, en yakın köyden kilometrelerce uzakta doğanın içinde tek başına bir fenerci ve kapkaranlık gecelere göz kırpan yalnız bir fener ışığı… Belki de deniz fenerlerinin görsel anlamda bir simge haline gelmesinin asıl nedenidir ıssız doğadaki bir başınalığı. Yemyeşil bir yarımadaya yarenlik eden beş adayla birlikte büyülü bir masal dünyasını anımsatan Taşlık Burnu (Gelidonya), kuşkusuz en güzel fenerler arasında ilk sıradaki yerini alıyor. Gelibolu Yarımadasının en ucundaki rüzgarlı bir bayırda yükselen Seddülbahir, Akdeniz ve Ege’yi kucaklayan iki nefis koyun ardındaki bir yarımadanın tepesinde Knidos antik kentini gözleyen Deveboynu, çam ormanlarının denizle buluştuğu bir coğrafyada yükselen Hatay-Akıncı burnu, sayısız bakir koyu bağrında saklayan Fethiye Körfezinin en güzel adalarından Kızılada, İstanbul boğazının incisi Kızkulesi, tarihi bir kalenin içinde yer alan Kuşadası-Güvercinada Fenerleri diğer etkileyici deniz fenerleri arasında sayılabilir.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Fenerler yerleşim yerlerinden uzakta kurulduklarından yalnızlığın bekçiliğini de yapıyorlar yüzyıllardır. Süngükaya, Fener, Peksimet, Delik, Tavşan, Kızıl, Türkeli, Altın, Kefken gibi adalar üstünde yer alan fenerler, konumlarından dolayı görece bakirliklerini koruyorlar. Karadan ulaşımı en zor olan iki deniz feneri de yalnızlıklarının tadını çıkarıyorlar hala: iki kilometrelik dik bir patikayla ulaşılan Taşlık burnu ve Anemurion ören yerinin hemen ardında beşyüz metrelik bir patikayla erişilebilen Anamur Burnu fenerleri. Fenerciler gerekli erzak ve malzemeyi sırtlarında taşıyarak götürüyorlar yıllardır.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Karada küçük bir evin içerisinden yükselen, denizde bir şamandıra veya dubaya bağlı, çoğunlukla da dalgakıranların ucunda yer alan denizin taş kuleleri, değişik özellikleriyle ön plana çıkıyorlar. Siyah-beyaz çizgili sekizgen gövdesiyle ülkemizdeki fenerlerin en büyüğü Şilede. Yükseklik açısından birinci sırayı Rumelifeneri (30 m.), ikinciliği Ahırkapı (29 m.) feneri alıyor. Işığı deniz seviyesinden en yüksek fenerler Alanya (209 m.), Hatay-Akıncıburnu (109 m.) ve Sinop-Boztepe (107 m.) olarak sıralanmakta. Deniz seviyesinden en yüksekte bulunan fener ise Taşlık Burnu (237 m.). Sinop-İnceburun Türkiye’nin en kuzey ucundaki, Anamur en güneydeki deniz feneri. Yukarıda öyküsünü anlattığımız İstanbul-Ahırkapı feneri ise en eski fener olma özelliğini taşıyor.

Deniz Feneri

Deniz Feneri

Deniz fenerlerinden söz ederken İstanbul için ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Karadeniz ve Marmara’ya açılan konumu nedeniyle boğaz kıyılarında ve adalarda toplam 37 fener yer alıyor. Yoğun deniz trafiğine sahne olan Boğaziçi’nde irili ufaklı 19 fener bulunuyor. Rumeli yakasındakiler yeşil, Anadolu yakasındakiler kırmızı ışık çakıyor. Boğazın Karadeniz girişini gözleyen Rumeli ve Anadolufeneri, gemilerin arasında bir gelin gibi süzülen Kızkulesi, iki saniye aralıklarla çakan Ahırkapı, 1856’da kurulan ve 23 m. yükseklikteki Yeşilköy, Fenerbahçe ve adalar üzerindeki fenerler… Bir deniz fenerleri cenneti adeta İstanbul.

Fenerlerin enlem ve boylamlarını bilen gemiciler buna göre kendi konumlarını saptar ve rotalarını belirlerler. Farklı çakış süreleri ve ışıklarının rengi sayesinde de kaptanlar tarafından tanınan deniz fenerleri, en yakınlarındaki fenerlerle sürekli bir göz teması içindedir. Taşlık Burnu (Gelidonya) fenerinden gece baktığınızda doğuda Bababurnu, batıda ise Meis fenerinin ışıklarını rahatlıkla görebilirsiniz.

Teknolojinin gelişimi, uydu haberleşme ve otomasyona geçiş, deniz fenerlerinin geleceğini tehdit etmekte. İşlevleri giderek azalan ‘Umut Işıkları’nın ekonomik yükünü hafifletmeyi düşünen Kıyı Emniyeti Müdürlüğü fenerleri turizme açmayı planlıyor. ABD, İngiltere, İskoçya, Kanada, Hırvatistan ve İskandinavya’da da benzerleri görülen uygulamanın ilk örnekleri Istanbul’daki fenerleri kapsayacak. Restoran, otel, kafe veya müze olarak işletime açılması planlanan fenerler artık turistleri ağırlayarak Türkiye’nin tanıtımına katkıda bulunacak yakın bir gelecekte.

Her deniz fenerinin ayrı bir öyküsü var, tıpkı insanlar gibi. Denizle karanın bitiştiği sınırda duruyorlar öylece. Ne denize ne de karaya ait onlar, kendi başlarınalar ıssızlığın ortasında. Sadece denizdeki tekneler için değil evinin penceresinden uzakları seyredip düş kuranlar için de bir umut ışığı olsun diye…

Anamur Pansiyonları Anamur Pansiyon Fiyatları

Mersin – Antalya yolunda, her iki yönle de keskin virajlarla ayrı düşen henüz halkının gözü açılmamış, yani dejenere olmamış bir kasabadır Anamur… Bilinen en önemli gelir kaynağı tarım ve özellikle de seracılıkla muzdur. Yediğiniz yerli muzlar, çilekler, narenciye, hatta mantar, ve bir sürü nebatın yetiştirilme yeridir. Anamur pansiyonları ve pansiyon fiyatlarını öğrenmek için arşivimize tıklayabilirsiniz.

Related Blogs

  • Related Blogs on Anamur Pansiyonları
  • Related Blogs on Fiyatlar

Anamur Apart Oteller Anamur Apart Fiyatları

Anamur’da eğlence hayatı çok olasa da, bu son yazda Ankara’dan çıkma bir grup enikonu birşeyler yaapıyorlardı. Büyük şehir stresini yaşayan ve kafasını dinlemek isteyenlere “Mutlaka gidin” demek boynumun borcudur. Neredeyse oraya yerleşme kararı bile alıyordum. Anamur apart otelleri ve apart fiyatları hakkında bilgi sahibi olmak için sitemizdeki ilgili bağlantılara göz atın.

Related Blogs

  • Related Blogs on Anamur Apart Fiyatları
  • Related Blogs on Anamur Apart Oteller
  • Related Blogs on apart otel
  • Related Blogs on Apart oteller anamur

Anamur Rehberi ve Anamurda Tatil

Anamur Rehberi ve Anamurda Tatil
Sakin ve keyifli bir tatil arıyorsanız tam yeri Anamur…

Muhteşem plajları, konaklama tesisleriyle sizleri madur etmeyecek temiz bir tatil yöresi Anamur…

Anamur

Anamur

Anamur kalesi ve muzuyla adını belleklere kazımış olan Anamur adından daha çok sözettiecek gibi duruyor.
Doğasal güzellikleri sebebiyle sizlere gezilecek ve yapılacak bir çok alternatif aktivite sunuyor.

Ulaşım açısından elbetdeki Antalya üzerinden karayoluyla yapılmak üzere Anamurda keyifli ve sakin bir tatil yapmak için yola çıkabilirsiniz.

Anamur deyince akla gelen ilk gezilmesi gereken yerler; Pullu milli parkı, o muhteşem mağaralar ve Dragon Vadisi önde gelir.Ayrıca Mamure kaleside hem tarihi açıdan hemde muhteşem güzelliği açısından görülesi yerlerdendir.

Hamamlarıyla, mağaralarıyla tam bir antik özellik taşıyan Anamur, keyifli ve sakin bir tatil geçirmek isteyen tatil severlerin vazgeçilmezi…

Anamur’da tatilin keyfine doyamazsınız
Anamur ilçesinde tatil yapmanın tadına doyamayacaksınız. İlçe tarihi turistik yerlerinin haricinde Türkiye’ nin sayılı uzun sahili şeridine sahiptir. İlçenin her yanından denize girmek mümkündür. Ayrıca o güzelim el değmemiş koylarına da hayran kalacağınıza hiç şüphemiz yoktur.

İlçeye ulaşım şu anda karayolu ile gerçekleşmektedir. Deniz ulaşımı limanı olmasına karşın şu anda gerçekleştirilememektedir. Ancak özel yatlar limana gelip ziyaret edebilmektedirler.

İstanbul ve Ankara’dan hergün direk olarak otobüs gelmektedir. Antalya iline 4.5 saat, Alanya ilçesine 2 saat, Mersin il merkezine 5 saat mesafededir. Antalya ve Mersin’den hergün sayısız otobüsle ilçeye ulaşmak mümkündür. Özel otonuzla yola çıkıyorsanız yollar biraz virajlı da olsa o manzaranın tadına doyamayacaksınız.

Anamur ve çevresinde zengin mağara sisteminin bilimsel envanterinin yapılması içn BUMAK tarafından yapılan araştırmalar bu doğal varlıkların ortaya çıkartılmasını sağlamaktadır.

Çukurpınar Mağarası

Anamurun kuzey batısındaki Çamurlu yaylasından sonra 4 saatlik bir yürüyüşle 1890 m. yükseklikteki Çukurpınar adlı düden mağaranın ağzına gelinir.

Çukurpınar mağarası dünyanın en derin mağarası olan Fransa’daki mağaradan sonra ikinci sırayı alır. BUMAK ekibi 1420 metreye kadar keşiflerini tamamlamışlardır. Araştırma ekibi bu doğa harikasını keşfettikçe bulunan yerleri özelliklerini dikkate alarak bölümlere, ışıltılı, kurnalı galeriler, zümrüt, sarkaçlı, derin göl, basamaklı, sanat gölü gibi adlar koymuşlardır.

Çukurpınar mağarasında biriken sular duru pınar olarak Sugözünde ortaya çıkar ve Dragon çayına karışır.

Çukurpınar mağarası alp’in kıvrılmasından etkilenmiş horizontel diskordan olarak miyosen denizinde çökelmiş kalker içinde bulunan düden oluşumlu aktif bir mağaradır.

Abanoz yaylasındaki suyun gözü olarak bilinen Bicikli mağara sarkıt ve dikitlerden oluşur.

Anamur’un 500 m. kuzey doğusunda bulunan Buğu mağarasına diaklaz (çatlak)tan girilir. Mağara içi fosil konumunda olup, küçük bir salondan oluşur.

Köşekbükü Mağarası

Anamur’un 15 km kuzey batısında bulunan Ovabaşı köyünü geçtikten sonra Köşekbükü mağarasına ulaşılır. Toplam 500 m. genişliğindeki mağara ışıklandırılarak turizme açılmıştır. Çevresinde 4. zamana ait tabaklanmış kaya dokuları yer alır.

Mağara içi sayısız sarkıt ve dikitlerden oluşmuştur. Astım hastalığına iyi geldiği iddia edilen mağara içi dilek, şifa ve huzur bölümleri olarak üç bölüm halindedir.

Anamur’a 25 km. uzaklıktaki Karaçukur köyünde bulunan Kazıklar mağarası içerisinde bir mağara gölü yer alır.

Anamur’un kuzeyinde bulunan Yukarı kükür köyünden üç saatlik bir yürüyüşle Dede mağarasına ulaşılır, mağara içi yaklaşık 40 m. olup fosil konumundadır:

Türkiye’nin 570 milyon yaşındaki kayaçlarından oluşan en büyük mağarası Aydıncık yakınlarında bulunmuştur. Mağara içerisinde renkli damlataş oluşumu göl içerisinde 40 m. derinliğe kadar iner. Oluşum fok balıklarının üreme alanı konumundadır.

Anamur Evleri
Anadolu’da bölgelerdeki kentlerin aynı karakterleri taşıyan ev yapı tekniği vardır. Yapı tekniği bölgelere göre çok az farklılık gösterebilir. Anamur’da ise durum farklıdır. Dar bir alanda üç ayrı tipte mesken gözlemek olasıdır.

Kazı bilim, roma döneminden bu yana Anamur’da daimi yerleşim merkezlerinin yanında, yayla kesiminde ikinci konutun var olduğunu gösteriyor. Bunlardan Kırkkuyu ve Elbalak yaylalarına mil taşı da konulan döşeme yollarla ulaşılırken, buralarda yumuşak taşlara oyulmuş antik sarnıçlar ve kaya mezarları görüyoruz. O dönem insanlarının, günümüzde yaylaya göçen insanların bir bölümünün ev olarak kullandığı ‘ EVCİK’ lerde mi oturdukları geliyor insanın aklına? Abanoz, Şıhardıcı, Demiroluk, Güğül Tepesi, Domuz Beleni ve Çandır yaylalarında Roma dönemi kalıcı yerleşim gözleniyor. Genelde kiremit örtülü yapılar, sosyal tesisler, kut tören alanları ve kaya mezarlarının oluşturduğu Nekropoller..

Evcik

Türklerin Anadolu’ya geldiği dönemde yayladaki yerleşim merkezlerinde, değişken göçebe kabile kampı düzeni yaratıldı. 50 yıl içinde çadırdan evciğe, sayvant adı verilen dik çatılı tipik evlerden sonra ulaşımın kolaylaşmasıyla beton yapılara geçildi.

Kışı; Gerce, Karalar ve Güneybahşiş köylerinde geçiren Yörükler, Mart ayı ortalarında Anamur yaylaları ve Ermenek ilçesindeki Barcın yaylasına göçerler. Yaylada kıl çadırlarda oturma alışkanlığını bırakan göçerlerle, Anamur’dan gelen halkın bir bölümünün evciklerde oturduklarını 80 yaşın üstündeki kişiler anlatıyor. Evcik, sadece bu yöreye has bir ev şeklidir. Anamur evlerinden konu ederken, çok sayıda ailenin şimdi bile yapıp oturduğu evcikten başlamak uygun görüldü. Yerli halk, evcik veya bir eve misafirliğe giden kimseye ‘Obaya gitti’ deyimini kullanır.

Evcik; Aile fertlerinin sayısına göre 15-20 m2 alan, eninden kapı bırakılarak 1,5 m yükseklikte taş duvarlarla çevrilir. Kapının tam karşısına ocak yapılır. İki tarafa çakılan 2,5 m yükseklikteki çatal uçlu direk üstüne boyuna konulan sırıkla ana çatı oluşur. Duvarla sırık arasına enine bağlanan yuvarlak ince dilmeler üstüne örtü olarak sık iğne yapraklı sedir veya köknar dalları örtülür. Kapı yerine, büyükbaş hayvan girmesin diye çapraz sırık kullanılır, içerisi görülmesin diye de kilim asılır. Yılana karşı önlem kedi ile alınır. Evciklerde yaşam 4-6 ay arasında değişir. Evcik gelecek yıllarda yine kullanılır. Evciğin sahil kesiminde de yaygın olduğunu görüyoruz. Tarlada kurulan evcik, çiftçinin barınağı olduğu gibi; tarım işçilerinin hasat zamanı kullandığı evdir. Saz bitkisi örtü olarak kullanıldığından sahildekilerin ismi ‘Saz evcik’, yayladakilerin ise ‘Pür evcik’ tir.

Sayvant

Yaz sıcağında yaylaya göçen ekonomik durumu iyi kişiler, Sayvant (1) adı verilen evlerde oturur. Çok sayıda evciğin yanında bunların sayısı daha azdır. Siyah kireçtaşı, çamur harç ve ahşap hatıllarla yapılan bu evlerde çatı, tahta ve ardıç kabuğuyla örtülüdür.. Günümüzde eskiyen örtü yerine çinko kullanılmaya başlanılmıştır. Yayla kesimine karayolu yapılmasıyla yapılarda; beton ve biriket kullanımı ağırlık kazanmıştır. Böylece yöreye has ev modelleri de kaybolmaya yüz tutmuştur.Hatta ki bugün sayvant adı verilen konutlardan yok denecek kadar bile az kalmış, hepsinin yerini çok katlı betonarme binalar ile, villa tipi betonarme yapılar doldurmuştur. Evciklerden ise kıyıda köşede sadece geçimini hayvancılıkla sağlayan kişilerin kullanıldığı birkaç tane kalmıştır.

Yayladaki yerleşim merkezleri, gene de kır kamptan başka bir şey değildir. Merkezdeki yayla Pazar yerine dönüşür(Abanoz, Akpınar, Zeyve) Bölgelerin kendine has yapı tekniği vardır. Anamur ve Bozyazı ilçeleri ile Beyreli, Ortaköy, Nasrettin, Kaledran ve Çarıklar köylerinin halkı kendi bölgelerinde oturur. Çarıklar köylülerinin oturduğu Halkalı yaylası ile Beyreli köylülerinin oturduğu Çandır yaylasında, Roma yerleşim merkezlerinin üstüne yapılan evlerde; o dönemin yapı karakteri görülüyor. Eski yapılarda kullanılan yontulmuş taşlardan yapılan evlerin duvarlarında kitabe ve taş rölyefte kullanılmıştır.

Her evin etrafı, çit veya duvarla çevrili, çevliği (2) vardır. Çevlik içindeki evlerin konumu, doğu-batı doğrultusundadır. Kapı, pencere menteşeleri, isketi (3) çivisi ile demirden yapılan ev ve tarım aletlerinin, antik kazılarda çıkanların modellerinde; seyyar demirciler tarafından yapılıyor.

Kapı ve pencereler, esnek tahtadan yapılan ve damak adı verilen sürgülerle kapanır. Kapı, içten damak arasına konan kösükle (4) kilitlenir. Kösüklenmemiş bir kapı veya zavrak (5) çerçeveye oyulan bir delikten parmakla açılır. Odalardaki ocak, kille sıvanır. Çıralık da yanan çıra aydınlatmayı sağlar.İs müheri (6) den çıkar gider. L şeklindeki eve çanta ev adı verilir. Evler genelde ahır üstünde bir katlıdır.

Sahil Kesimi

Anamur’da ekonomi tarıma bağlı olduğundan zanaatkarlar, toprak sahiplerinin üstünlüğüne karşı koyacak durumda değildir. Bu durum üç türlü evi ortaya çıkarmaktadır.Bey ve ağaların yaptırdığı iki katlı çok odalı köşklü evler, çiftçi ve esnafın oturduğu tek katlı çok odalı evlerle bir oda bir mutfaktan oluşan toprak örtülü evler.

Osmanlı döneminde, eski İçel sınırına kadar yönetimi içinde olan Anamur Beyleri’nin ev örneğini Ortaköy de görüyoruz.

Ağa ve tüccarların ev tipleri de Anamur, Bozyazı ve Ortaköy de çoğunluktadır.

Anamur ve çevresinde bahçesiz ev pek yoktur. Tüm evlerin bahçesinde hurma, portakal, nar, zeytin ve çeşitli meyve ağaçlarıyla ipek böcekçiliği için dut ağacı bulunur.

Evlerin zemin katı; hayvanlar ve yiyecekleri için, 1. ve 2. katları evde yapılan işler, yemek, yatak ve sosyal kullanımlar içindir. Zemin katın cephesi yola doğru, yaşama bölümü güney-kuzey veya güzel manzaraya doğru yönlendirilir.

Anamur Mamure Kalesi

Anamur Mamure Kalesi

Mamure Kalesi

Mamure Kalesi, Antalya-Mersin karayolu üzerinde Anamur’a 8 km. uzaklıkta Bozdoğan köyü sınırları içerisinde yer alır. Üç bölümden oluşan kalenin 39 kulesi camisi ve hamamı bulunur.

Mamure kalesi bir çok Anadolu kalesinde olduğu gibi antik temeller üzerine kurulmuştur. 1988 yılında Anamur Müzesi Müdürlüğünce yapılan kurtarma kazılarında M.S. 3.-4. yüzyıllara ait. “Ryg Monai” adlı fazla etkili olmayan Geç Roma kentine ait tabanları mozaik döşeli yapı kalıntıları ortaya çıkartılmıştır.

Mamure kalesi 14. yüzyılda Karamanoğulları tarafından önemli ölçüde onarım gördüğünden adı. “Mamure” olarak değiştirilmiştir. Kale daha sonra 15 ve 16. yüzyıllarda küçük onarımlar görmüş, 18. yüzyılda Osmanlılar tarafından yeni eklentiler yapılmıştır.

Şikari tarihine göre; Anamur ve Taşelinin kafirler tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine, Karamanoğlu Mahmut bey (1300 1308 M.) beyleri ve 36.000 kişilik ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp, kaleyi ele geçirdiği ve yeniden mamur edip, adını “Mamure” koyduğu kaydı geçer.

Yapıda, mazgal ve siperleriyle üst yapı, alt kısımları etek gibi genişleyen duvarlar görülür.

Kale birbirinden yüksek duvarlarla ayrılmış, doğudaki iç avlu, batıdaki dış kale, bunların güneyinde kayalıklar üzerine inşa edilmiş iç kaleden meydana gelir.

Güneyde, sahil kenarında, kuzey doğuda baş kule olarak adlandırdığımız yüksek ve çok katlı gözetleme formlarında beş kule, köşe burcunun yanında üst örtüsü tamamen yıkılmış fener kulesi yer alır. İç avlunun kuzey batı sınırını oluşturan yüksek surda değişik şekilli yedi adet burç olup, bunlardan kuzey doğu tarafındakiler duvarla birlikte yıkılmışlardır.

Dış kalede çeşmesi, depoları, sarnıçlar ve işlevini hala çözemediğimiz bazı yapı kalıntıları yer alır.

Kaleden zamanımıza gelmiş tek yazıt batı cephe duvarları üzerindedir. Yazıtta özetle; “Karamanoğlu Alaaddin oğlu Mehmet oğlu Sultan İbrahim inşa etti. Bu tarih Mükerrem Şevval ayında yazıldı,” yazılıdır.

Kale komutanının veya dizdarının konutu iç kale girişinin karşısında yer alır.

Mamure Kale Camisi

Mamure kale camisi, Mamure kalesi içerisinde yer alır. Yapıya basık kemerli taş kapıdan girilir. Merkezi kubbeli yapıda, sekizgen tambura geçiş Selçuk üçgenine benzeyen pandantif bingilerle sağlanmıştır.

Camide, duvarlarda taş ve tuğla sıraları uyum içinde örülmüş kubbeye geçişte ve saçaklarda tuğladan tırnak süsleri yapılarak etki yaratılmıştır.

16. Yüzyıl Osmanlı mimarisinin klasik öğelerini taşıyan caminin ilk yapılışı Karamanoğulları’na aittir.

Caminin önünde yer alan küçük kemerlerle dekore edilmiş sarnıç beşik tonozludur.

Mamure Hamamı

Mamure hamamı, Mamure kalesinin yol aşırı kuzeyinde yer alır. Hamamın giriş bölümü yıkılmış, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümleri sağlam olarak zamanımıza gelebilmiştir.

Küçük ölçekteki yapı ahşap hatıllarla desteklenmiş moloz taşla inşa edilmiştir.

Hamamın iç bölümlerinde kubbeye geçiş üçgen pandantiflerle sağlanmıştır.

Yapı zamanla tahrip olduğu için sonradan yapılan onarım sıvaları duvar freskolarının tahrip olmasına neden olmuştur.

Yapı Mamure kalesinin mamur edildiği tarihte Karamanoğulları tarafından yaptırılmış olması gerekir.

Titiopolis Antik Kenti
Anamur’un batısında Kalınören köyü üzerinde 5.km de sağda köy içinde ve kuzeyindeki hakim tepeler üzerinde çok geniş bir alana yayılan Kalınören köyü kalıntılarının bulunduğu yere gelinir. George Evart Bean ve Terence Bruce Mitford 1964-1968 yılları arasında Kilikya’da yaptıkları incelemeleri sonucunda hazırladıkları Batı Kilikya’da bulunan antik yerleri gösteren haritaların da bugünkü Kalınören köyünün yerini TITIOPOLIS olarak işaretledikleri anlaşılmıştır.

Ören yeri içerisinde Helenistik,Roma ve Bizans dönemlerini içine alan kalıntılar yer almaktadır. Titiopolis, antik çağlarda Anemurium’a bağlı olmayan bir site konumunda idi. Antik kentte bugün görülmeyen bouleuterion,(1) nimfeun,(2) odeon, tiyatro gibi yapılar büyük bir olasılıkla köy yerleşiminin altında kaldığı sanılmaktadır.

Kenti düzenli olarak çeviren sur duvarları kabaca yontulmuş irili ufaklı çok köşeli taşlardan yapılmıştır.

Köy girişinde solda bahçeler içerisinde sert gri renkli taştan burmalı sütun çok önemli bir yapıya ait olması gerekmektedir. Bahçeler içerisindeki mozaik tabanlı mekanların işlevlerinin ne olduğu dahi anlaşılamamaktadır. Tepelere doğru çıkıldıkça ilk önümüze çıkan hamam yapısı büyük bir olasılıkla bir gimnazyum yapısı olmalıdır. Hamamın batısında narteksi belirgin üç sahınlı bazilika (3) yer alır. Yapıda sintronon (4) basamakları vardır. Apsisin sağ sağında ve solunda diakonion odaları yer alır. Bu odalar apsisin arkasında revakla desteklenmiş çok amaçlı bazilika tipini gösterir.

Köy yerleşmesinin kuzeyinde, surlarla çevrili akropol (5) kalıntıları içerisinde bazilika, hamam ve nekropol (6) sahalarının bulunuşu buranın bir şehir gereksinimine yanıt verecek biçimde ele alındığını gösterir.

Yukarı şehirde bulunan batı ve doğu bazilikaları tamamen tahrip olmuştur. Yapıların zeminleri gri ve beyaz renkli mozaiklerle geobitkisel süslü olarak dekore edilmiştir.

Dinî yapıların doğusunda görkemli mezarların bulunduğu nekropol alanı yer alır. Buradaki kesme taştan, iki katlı tonozlu mezarların yüceltilmiş birkaç ayrıcalıklı kişinin anıtsal mezarlarıdır.

Akropol’ün doğu yamacında kapakları templum in antis tarzında gri renkli sert taştan dikdörtgen formunda oyularak yapılmış sarkofaj’ın(7) cephesinde; kanatlarını açmış kartal figürü, yanlarında girlandları taşıyan bukranion (8) ve medusa (9) başları görülür. Bu lahitin hemen yanında ön yüzünde elinde asa tutan sehpa üzerinde oturan erkek figürlü lahtin ön yüzüne işlenmiştir.

Kalınören’deki ilginç yapılardan biri de akropolün kuzey ucunda yer alan tonoz örtülü üç ayrı mekanlı tylos tipli hamamdır. Hamamın su gereksinimi ise 20 m ilerdeki nimfeundan sağlanıyordu.

Anemurium Antik Kenti
Anemurium kentinin kalıntıları Nagidos’un yaklaşık 30 km. batısında, Anadolu’nun güneyindeki en uç noktasında bulunan Anamur burnunun doğuya bakan yamaçlarında yer alır. Kentin ne zaman kurulduğu hakkında herhangi bir bilgimiz olmadığı gibi Roma imparatorluk çağı öncesine giden kalıntılara da bugüne kadar henüz rastlanmamıştır. Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için onun İ.Ö. 4. yüzyılda var olduğunu söyleyebiliyoruz. Anemurium adının “rüzgarlı yer” anlamında kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir. İ.S. 1. yüzyılda kentin çevresine ilk surlar yapıldığı, bir süre Kommageneli Antiochos’un (İ.S.38-72) yönetimine bırakıldığı bize ulaşan tarihi bilgiler arasındadır. Kıbrıs’a yakın olması yüzünden özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anemurium, aynı zamanda kara yoluyla, Toroslardaki en önemli Roma kentlerinden biri olan Germanikopolis ile bağlantılıydı. Böylece, bu bölgedeki doğal kaynakların ihraç edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştur.

Anemurium İ.S. 260’da Sasaniler tarafından ele geçirilir. İ.S. 4. ve 5. yüzyıllarda Toroslardan gelen korsanlar kenti sık sık tahrip ederler. İ.S. 650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent bu tarihten soma terk edilir. 12 ve 13 yüzyıllarda Selçuklular ve Karamanoğulları hakimiyetine giren kent böylece Türk egemenliğine geçer.

Anemurium 19. yüzyılda İngiliz Francis Beaufort’un Akdeniz’de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır. 1960 yılında Toronto Üniversitesinden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmıştır. Daha sonra Kanada’lı Prof. James Russel tarafından kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son verilmiştir.

Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölümdür. En göz alıcı yapıları surlar, 3 hamam, 60 m. genişliğinde tamamlanamamış tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu), paleastra aşağı kenttedir. Liman caddesinin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı müzede sergilenmektedir.

Anamur Müzesinde sergilenen mozaikler içerisinde; barışçı kral Isaah adına düzenlenmiş mozaikte, palmiyenin iki yanında yer alan leopar ve oğlak betimlemesi nekropol kilisesi tabanında bulunmuştur.

Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu’nun en iyi korunmuş nekropol alanını oluşturur. Bunların sayısı 350-400 civarındadır. Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Genel olarak mezarlarda lahit odası, ziyaret mekanı ve diğer eklenti mekanları yer alır. Beşik tonozlu en eski mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir. Nekropol’de görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekanlar oluşturulmuştur. Üçüncü mezar tipi ise bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite olarak eklenmiş yapılardan Anemurium Nekropol meydana gelir. Bunların dışında edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de yer alır.

Kentin içme suyunu sağlayan su kemerleri (akuaduct) dışında, Erken Hıristiyanlık dönemine ait birkaç kilise kalıntısı da saptanmıştır.

Müzede sergilenen Anemurium buluntularının en ilginç grubunu pişmiş toprak insan yüzlü yağ kandilleri oluşturur. Bunun dışında süs eşyalarından oluşan bronz ve kemikten yapılmış bazı mezar armağanları, Roma çağına ait olan tunçtan yapılmış tanrıça Athena biçimli bir kantar ağırlığı, Bizans çağına ait halk sanatını yansıtan çeşitli malzemelerden yapılmış objeler diğer önemli buluntular arasında yer alır.

Related Blogs

  • Related Blogs on Alanya
  • Related Blogs on Anemurium
  • Related Blogs on antik kent
  • Related Blogs on mersin anamur