Tag Archives for köknar

Abant

Dört Mevsim Başka Güzel: ABANT

Abant

Abant

Abant Gölü ve çevresi bir tabiat parkından beklenen herşeyi fazlasıyla veriyor. Göl çevresinde ya da gölü çevreleyen dağlarda yapacağınız yürüyüşler, at ve fayton sefaları, kamp ateşi yakma, olta ile balık tutma, bisiklet turları ve doğa ile başbaşa kalma keyfi… Hepsini ve daha fazlasını Abant’ta yaşayabilirsiniz.

Marmara’nın göller yöresi Bolu’dur. Bolu’nun toplam yüzölçümünün yüzde 55’i dokusu bozulmamış ormanlardan oluşuyor. Bu bölge yeşilin ve doğal hayatın Batı Karadeniz’deki en güzel örneğini oluşturuyor. Bolu ve çevresinde onlarca doğal alan, ister günübirlik ister daha uzun tatiller ve ziyaretler için çeşitli tatil fırsatları sunuyor. Hiç kuşkusuz, ilk akla gelen yer de Abant. Abant Dağları üzerinde doğal bir göl olan Abant Gölü, Bolu’nun 34 kilometre güneybatısında yer alır. İstanbul-Ankara Şehirlerarası Yolu’nun neredeyse tam orta yerindedir. İşaretler Abant yolunu gösterir ki, bu yol ağaçlar arasında dar bir patika gibi görünür. Abant Gölü’ne uzanan bu 15-20 dakikalık yolda ilerledikçe ağaçlarla çevrelenmiş doğa ile başbaşa olduğunuzu hissedebilirsiniz. Sonbaharın kışa döndüğü zamanlarda giderseniz eğer akşamdan yağmış karın sabahleyin nasıl kristalleştiğine tanık olursunuz. Mevsimine göre ya yemyeşildir yolunuzun üzeri ya da bembeyaz. Ama mevsimler fark etmez, Abant dört mevsim bir cennet bahçesidir. Abant’a günübirlik tur düzenleyen birçok turizm firması var. Biz de Arnika Turizm ile İstanbul’dan yola çıktık. İstanbul’dan Abant’a ulaşım Bolu Tüneli’nin hizmete girmesiyle artık daha kolay.

Abant

Abant

Abant

Abant

Sabahın erken saatlerinde başlayan yolculuğumuz saat 10.30 gibi Abant tabelasını gösteren noktadan sonra hareketleniyor. Bu saate kadar uyuklamayı tercih eden gezginler, şimdi çevrelerini daha dikkatli inceliyorlar. Abant’a ayak basmadan, manzarası ve havası etkiliyor bizi.

Abant’ı öne çıkaran hiç kuşkusuz Abant Gölü ve onun çevresinde gelişen doğal hayat. Yüksek tepeler ve dağlar arasında burası bir vaha gibi görünüyor. Yeşilin içinde daha yeşil ve mavi bir alan… 125 hektar genişliğindeki gölün deniz seviyesinden yüksekliği ise 1325 metre. Abant Gölü’nü yeraltı suları besliyor. En derin noktası 45 metre olan gölün çevresi 7 km. Yani uzun bir yürüyüş alanı önünüzde sizi bekliyor. Gölün üzerinde özellikle turistik tesislerin yakınında, ördekler dikkati çekiyor. Turistlerin yemek ikramlarına alışmış olan ördekler, kalabalığın olduğu yerlere toplanıp bu sakin sularda keyifle yüzüyorlar.

Abant

Abant

Atılan bir ekmek parçası için yapılan mücadele şaşırtmasın sizi. Yeşilbaşlı ördeklerin masmavi sularda bıraktığı iz bütün ziyaretçilere, o güzel türküyü hatırlatıyor. Bir de özellikle yazın daha sık görünen nilüferler mavi gölü yeşile boyuyor. Abant’ın tüm güzelliğini görmek için onu çevreleyen dağlardan başlamalısınız tura. Yüksekten Abant’ı izleme keyfini yaşayın. Çam ağaçlarının koca gövdeleriyle yeşile bürüdüğü bu yüksek tepelerde, arkanıza göl manzarasını alarak hatıra fotoğrafı çektirebilirsiniz. Bu noktadan Abant tüm güzelliğini gözler önüne serer. Abant dağlarında neredeyse hiç yerleşim yeri yok. Yürüyüş parkuru denilen bölge aslında gezi gruplarının ayak izleriyle zamanla oluşmuş patikalardır. O yüzden çok dikkatli olmak gerekir, özellikle yağışlı ve karlı havalarda. Rehberleri takip etmek hem can güvenliği açısından hem de rehberlerin vereceği bilgileri duymak açısından son derece önemli. Patikalar kimi zaman tepelere doğru kimi zaman da aşağılara doğrudur. Yükseklerde daha çok çam ağaçları varken aşağılara indikçe, köknar ve kayın ağaçları görülmeye başlar. Bu ağaçlarda değişmeyen tek şey yeşil rengin kendisi. Neredeyse bir saatlik dağ yürüyüşünün ardından Abant Gölü’nün çevresindeki yürüyüş parkuruna ulaşıyoruz. Aklımız akşamdan yağmış karın ağaçlarda ve patika kenarlarında bıraktığı izlerde, krizantemlerde kalıyor. Birçok ağaç yılbaşı ağacı görünümünde tabiatana tarafından süslenmiş gibi.

Abant

Abant

Göl Çevresinde Yürüyüş

Doğayla içiçe olan göl çevresindeki az sayıdaki turistik tesis tatilinize konfor katıyor. Bu kadar doğal ve bozulmamış bir alan olan Abant Gölü ve çevresi Tabiat Parkı olarak tescillendiği için geleceğine güvenle bakıyor. Temizliği ve bozulmamışlığı ile Abant Gölü çevresinde ki parkurda yürüyüş hem spor hem eğlence sayılabilir. Oksijen deposu bu alanda bazen göl üzerine kurulmuş iskelelerden göle ve onun zenginliklerini daha yakından yaşayabilirsiniz. Bu yolculuk yaklaşık 1 buçuk iki saat sürüyor. Turunuz sırasında size bazen turistik gezi faytonları bazen de süslü atlar eşlik eder. Sahipleri tarafından 10 ytl karşılığında kiralanan atlar ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Gölün çevresi ağaç ve sazlıklarla kaplı. Sazlık alanlara ulaşmak isterseniz; dikkatli olmanızda fayda var, yoksa balçığa saplanıp ayakkabınızdan olabilirsiniz. Göl üzerinde dinlenen göçmen kuşları görüyoruz. Kuşlar havalanırken eşsiz bir manzara oluşturuyor.

Alternatif Çok, Sizinki Hangisi?

Abant

Abant

Abant parkında sadece balıklar ve kuşlar bulunmuyor. Parkın çevresindeki dağlık bölgede ve ormanlık alanda geyikler de bulunuyor. Geyik koruma çiftliği doğal hayatı koruma noktasında önemli bir görev üstlenmiş. Ayrıca, Abant Gölü’nün batı kısmında su samuru koruma sahası bulunuyor. Ağaçlara tırmanıp duran sincaplar en az çizgi film karakterleri kadar sevimliler. Piknik yapmak, kamp kurmak, sportif amaçlı olta ile balık tutmak, trekking yapmak, bisiklet sürmek, fayton ya da atla gezintiye çıkmak için burası oldukça ideal. Ata binmeye cesaretiniz varsa atla göl turu keyfini mutlaka deneyin. Daha konforlu ve güvenli bir araç isterseniz size bir fayton turu öneriyorum. Abant’ta gününüzü güzel geçirmek için alternatifiniz çok. Bu eşsiz yeri gezerken yorulduğunuzda banklar dinlenmek için birebir. Hatta yanınızda getirdiğiniz yiyecekleri piknik masalarında afiyetle yiyebilirsiniz. Göl, orman ve dağ üçlüsünün olumlu etkisi havadaki bol oksijen ile kendini gösteriyor. Çocuklar için burası tam bir özgürlük alanı. Bırakın koşabildikleri kadar koşsunlar, yorulana kadar oynasınlar. Salıncaklar kursunlar ağaçlar arasına, hamaklarda uyusunlar.

Abant gölü

Abant gölü

Abant’a gelip de göl kenarında yemek yemeden dönmek olmaz. Büyük Abant Oteli’nin iskele üzerine kurduğu Göl Cafe-Bar tam bir ziyafet alanı. Hem göze hem mideye hitap ediyor. İskele üzerindeki açık masalarda ya da cafede başta alabalık, sucuk ve tavuk ızgaralar üzere birçok eşsiz tat sizi bekliyor. Demli bir çay ya da kahve bu ziyafeti tamamlıyor. Buraya benzer birçok nokta bulunuyor. Ailece ya da arkadaşlarınızla yeşil vahanın ortasında piknik keyfini saatlerce yaşayabilirsiniz. Ağaçlar arasında kuralan hamaklarda şekerleme yapmak birçok ziyaretçinin tercihi.

Abant gölü

Abant gölü

Kısaca içinizdeki çocuğu özgür bırakacağınız bir yerdesiniz. Ahşap binaların yanında turistik yapılar ve oteller yığma taş görünüşleriyle doğayla uyumlu bir görünüme sahip. Diğer yandan, otobüs ve özel araçların özellikle haftasonları buraya ziyaretçileri taşıması, doğaya verilebilecek zararı akla getiriyor. Abant Tabiat Parkı Girişi’nde araçların bırakılabileceği fikri aklımıza geliyor. Parkın girişinde yöreye özgü doğal ürünlerin, gıdaların ve hediyeliklerin satış reyonları bulunuyor. Kocaman ahşap bir evi andıran pazaryerinde, cevizden peynire, duvar süslerinden bakliyata kadar herşeyi bulabiliyorsunuz. Abant’ın kış aylarındaki her tarafı beyaza bürünmüş hali çok etkileyici. Sakin ve durgun gölün çevresinde hayat kışın tüm hızıyla devam ediyor.

Abant Parkı

Abant Parkı

Dört mevsim yaşanır Abant, demiştik. Kışın bembeyaz örtüye bürünen Abant’ta hayatın başka bir yönünü görebilirsiniz. Kış mevsiminin en güzel şekilde tadının çıkarılabileceği ender yerlerden biri burası. Kızakla kar keyfi, açık havada mangal sefası ve nefis ızgaralar burayı farklı kılıyor. Abant’a gitmek için hangi mevsimde olduğunuz fark etmez, her mevsim sizi bekleyen başka bir Abant bulacaksınız. Bu güzel geziden geri dönerken tatlı bir yorgunluk çöker üstünüze, uykulu gözlerle günü kapatan Abant’a son bir kez daha bakarsınız. Dağların gölgeleri Abant’ın üzerine çökerken bulutsuz akşamlarda ay düşer Abant Gölü üzerine…

Related Blogs

  • Related Blogs on abant
  • Related Blogs on abant gölü
  • Related Blogs on babaa
  • Related Blogs on Bolu
  • Related Blogs on fayton
  • Fayton
  • Related Blogs on Geyik
  • Related Blogs on göl
  • Related Blogs on kayın
  • Related Blogs on köknar
  • Related Blogs on Marmara
  • Related Blogs on tabiat

Hemşin Yaylaları

Hemşin Yaylaları

Hemşin Yaylaları

Hemşin Yaylaları

Yüzyıllardır yaşayan bir gelenektir yaylacılık. Yazın sıcağından serinlere kaçmak, yemyeşil çayırlarda taze bitkilerle hayvanları otlatmak, kışa saman depolamak için yılda birkaç aylığına da olsa yükseklere çıkar Anadolu insanı.

Artık sonsuzluğun hakim olduğu bir ülkenin tek yöneticisidir onlar. Modern hayatın nimetlerinden uzak, doğanın koynunda bir başına ama alabildiğine özgür, alabildiğine mutlu…

Yayla denilince ilk akla gelen, Karadeniz, özellikle de Hemşin Yaylaları’dır.

Çamlıhemşin’de ikiye ayrılan yol, doyumsuz güzellikler içeren iki dünyanın kapısına açılır adeta. Soldaki yol, Hala Deresi üzerinden Ayder Yaylası’na ve Kaçkarlar’a uzanır. Diğeri ise bulutların üzerinde farklı bir yaşama, Hemşin yaylalarına götürür sizi. Şenyuva’daki Fırtına Deresi’ni bir gerdanlık gibi süsleyen tarihi kemer köprüyü ve birer anıt müze özelliğini taşıyan ahşap evleriyle ünlü Konaklar Köyü’nü geçtikten sonra, artık doğayla baş başa bir serüven başlar.

Hemşin Yaylaları

Hemşin Yaylaları

Sis, nem, yoğun bir orman dokusu ve çağıldayarak akan dereler… Yağmur ormanlarıyla çevrili bir tünelde yolculuk yapıyormuş gibi hissedersiniz. Birden vahşi doğanın içinde sarp burçları gökyüzüne uzanan Zilkale (Kale-i Zir) görünür. Heybetine ve güzelliğine şaşırarak devam edersiniz yola. Ardından 30 metre yükseklikten dökülen muhteşem görüntüsüyle Palovit Şelalesi’nin gürültüsü çalınır kulaklarınıza. Yerleşimlerin başladığı ilk durak Çat Köyü’dür. Sağdaki yolu izlerseniz Verçenik dağlarına ve yaylalarına varırsınız. Soldaki yola düşmek, sözünü ettiğimiz Hemşin Yaylaları’na adım atmaktır.

Hep yeşil kalan ladin, sarıdan kırmızıya dönüşen gürgen, kestane, kayın ve köknar ormanlarının sınırı olan bir yerde kurulan Elevit Yaylası, üzerinde ‘rakım bin sekiz yüz, nüfus belirsiz’ yazan tabelasıyla, Karadeniz insanının nüktedan kişiliğini sergileyerek karşılar konuklarını. İki vadinin birleştiği bir noktaya kurulan ‘Yaylaköy’, üç bakkalı ile diğer yaylalara geçiş yapacaklar için son alışveriş merkezidir aynı zamanda. Alınacakların son kullanım tarihlerine bir göz atmakta yarar var; küçük bir yerde üç bakkal olması nedeniyle stoklar kolay erimiyor doğal olarak. Buradan Meşedağ Deresi’ne paralel patikayı izleyerek, eski taş evleri ve güler yüzlü insanlarıyla Hacıvanak Yaylası’na üç saatlik bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Elevit’ten devam eden yol, döne kıvrıla yükselerek Tirovit Yaylası’na çıkar. Geçmiş yıllarda çığ altında kalan iki yüz yıllık yayla evlerinin etrafı taş çitlerle çevrelenmiş şimdilerde. Bacası tüten evlerde bilin ki hayat var, sıcacık kuzinelerde yemekler pişmekte. Derelerde kırmızı benekli alabalık tutan çocuklar, ot biçen köylüler ve sisler içinde birer hayalet gibi dolaşan çobanlar, günlük yaşamın sıradan ama sizin için heyecan verici ayrıntılarıdır.

Hemşin Yaylaları

Hemşin Yaylaları

Issız Karmik Yaylası’nın üzerinde uzanan kristal berraklığındaki Cofk Gölü’ne (Yıldızlı Göl), yürüyerek iki saatte ulaşmak mümkün. Eğer şansınız varsa, açık havada mis gibi kokular arasında hoş bir piknik yapabilirsiniz. Karşıdaki tepelere tırmanan dolambaçlı yol, Horon Boğazı’nı aşıp Palovit Vadisi’ne iner. İkisi Hemşin, biri Laz olan üç mahallesiyle, yörenin en büyük yaylası burasıdır. Yüzyıllardır ardını sisli yalçın dağlara yaslayan Palovit, bir kavşak noktasıdır aynı zamanda. Güneydeki izlek iki saatlik neşeli bir yürüyüşün ardından Apivanak, kuzeydoğudaki ise Samistal Yaylası’na kavuşur. Yol boyunca turuncu gelincikler, sarı düğünçiçekleri, ormangülleri ve adını bilmediğiniz bin bir çiçek yarenlik eder size. Yeni açılan araç yolunu takip ederseniz, artık daralan vadinin sonuna konumlanmış Amlakit Yaylası’na ulaşırsınız. Yaylayı ikiye ayıran Palovit Deresi acelesi varmış gibi koşturarak akar gün boyu. Amlakit’in sırtını yasladığı Tatar Dağı başka bir yaylanın, Kotençur ve saklı göllerin mekanıdır. Keşif duygusuyla yanıp kavrulan yürekler, nefis bir Kaçkar manzarasıyla ödüllendirilecekleri Kotençur patikasını mutlaka adımlamalılar. Vize, Hala ve Tumas köylerinin yaylası olan Amlakit’te araç yolu sona erer. Doğanın eşsiz armağanları bu kadarla sınırlı değil elbette, Doğu Karadeniz’in belki de en güzel yaylaları henüz yeni başlıyor.

Karadeniz Evleri

Karadeniz Evleri

Hemşin Yaylası

Hemşin Yaylası

Ladin ağaçlarıyla kaplı orman sınırındaki iki farklı patika, Hazindak (Hazindağ) ve Samistal yaylalarına ulaşır. Yükseldikçe ağaçlar yerini çayırlara ve çiçeklere bırakır. Gördüğüm en güzel yayla sıfatını hak eden Samistal, eski taş evleriyle antik bir kent görünümünde. Duvarları usta ellerden çıkma düzgün taşlardan, taşıyıcıları ahşaptan yapılan bağdadi tarzı bu asırlık evlerin yaklaşık yüz kadarı kalmış günümüze. 2450 metre ile yörenin en yüksek yaylası olan Samistal, bulutların üzerinde yalnız ve mağrur bir ülke gibidir. Ne ki, günümüzde sadece üç dört yaşlı ailenin yayla geleneğini sürdürmesi, hüzün ve terk edilmişlik duygusu yaratır insanda.

Hemşin Yaylaları

Hemşin Yaylaları

Samistal’den orman içine inen taş döşeli tarihi yol, orkideler, çiğdemler ve karahindibalar arasında keyifli bir yolculuk sunar konuklarına. Yolu olmadığı için Samistal kadar bakir ve doğal kalan Hazindak Yaylası’nda, yaşlı teyzelerin leziz karalahana çorbası ikramlarına hayır diyemezsiniz. Tamamen ahşap evleriyle şirin bir yayla olan Hazindak, yüksek bir sırta kurulmuş. Maçkun Boğazı, Yedikardeşler, Tahtalar sırtı ve Tanovit çayırı üzerinden geçen iki saatlik yürüyüş güzergahıyla, yörenin özgün mimarisinden örnekler sunan Pokut Yaylası’na ulaşabilirsiniz. Bir sırtta yer alan yayladan açık havalarda Karadenizi ve Kaçkarları görmek mümkün. Sal yaylası Pokut’a yürüyerek yarım saat uzaklıktadır. Yeni açılan yoldan tekrar Şenyuva’ya inerek, Çamlıhemşin’e geri dönebilirsiniz.

Hemşin Yaylaları

Hemşin Yaylaları

Bir başkadır yükseklerde hayat. Kimi zaman aynı günde dört mevsim yaşanır yaylada. Bir bakarsınız kavurucu sıcak basmış, bir bakarsınız kış ayları kadar soğuk olmuş ortalık. Güneş gülümseyen yüzünü göstermekte pek nazlanır, bulutlarla saklambaç oynamaya bayılır. Açık havalarda Karadeniz’e kadar olan görüş mesafesi, sis bastığında birkaç metreye düşer. Bazen günlerce kalkmayan sisten sıkılır, bazen de bulutların üstünde olmaktan derin bir haz alırsınız. Rüzgar sizinle oyun oynar kimi zaman; ansızın bastırıp tüm vadiyi sisten temizler ve inanılmaz bir manzara serer önünüze. Heyecanınız uzun sürmez, aşağıdan gelen yeni bir tabaka vadiyi yeniden beyaza boyar. Elevit’te ot biçme, Amlakit’te Vartevor, Pokut’ta göç şenlikleri, bir bayram yerinde eğlenen çocuklara benzetir yaylaları. Sabahlara kadar horon tepilir, tulumlar susmak bilmez. Kış erken iner yaylalara. Temmuzda zirvelere, ağustosta ise yüksek yaylalara kar yağar. Bu mevsim, ilkin mayısta çıkılan aşağı yaylalara geri inilir, en geç eylül sonu doğanın sonsuz dinginliğine ve yalnızlığa terk edilir tüm yaylalar.

Related Blogs

  • Related Blogs on anadolu
  • Related Blogs on Çamlıhemşin
  • Related Blogs on Hemşin
  • Related Blogs on Hemşin Yaylaları
  • Related Blogs on karadeniz
  • Related Blogs on kayın
  • Related Blogs on köknar
  • Related Blogs on palovit
  • Related Blogs on Pokut
  • Related Blogs on Şenyuva
  • Related Blogs on Yayla
  • Related Blogs on Yaylaköy
  • Related Blogs on yaylalar