Tag Archives for Roma

Milas

Milas

Milas

Bodrum / Milas

Anadolu’nun güneybatısında, bir zamanlar Karya uygarlığına ev sahipliği yapmış topraklarda, Muğla’nın Fethiye’den sonra ikinci büyük ilçesi Bodrum Milas’tayız.

Sodra Dağı’nın eteklerine kurulan ve antik çağda Karya’nın başkenti ünvanına sahip olan Milas’ın tarihi M.Ö. 1000 yıllarına kadar uzanmakta. Karya, Roma, Bizans, Selçuklu Menteşe Beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında yaşanan üç bin yıllık bir kültür birikiminin izleri şehrin tüm dokusuna işlemiş.

Milas

Milas

Komşuları Alabanda ve Stratonikeia gibi Karya uygarlığının en önemli üç kentinden biri olan Mylasa, Bizans döneminde de psikoposluk merkezi olarak hizmet vermiş.

BEÇİN KALESİ

Milas

Milas

Kent girişindeki Beçin Kalesi ile başlıyoruz Milas gezimize. Milas-Ören yolundan sağa saptığımızda kalıntılara varıyoruz. Beçin ören yeri, sarp bir yamacın üzerindeki kale ve etrafı surlarla çevrili kentten oluşuyor. Bizans döneminde önemli bir yerleşim sayılmasa da, 13. yüzyılın ikinci yarısında bölgeyi egemenliği altına alan Menteşoğulları, savunulması kolay olduğu için hükümet merkezini Beçin’e taşımış. Barçın, Berçin ve Peçin gibi adlarla da anılan kentte Bizans kalıntılarının yanı sıra Ahmet Gazi Medresesi, Orhan Bey Camii, Yelli Cami, Karapaşa Medresesi, Büyük Hamam ve Bey Konağı gibi çok sayıda Türk dönemi kalıntıları da yer almakta.

Milas

Milas

Kubbesinin üzeri kurşunla kaplı olduğu için halk arasında Kurşunlu Cami olarak da anılan Firuzbey Cami, girişinde ve pencere üstlerinde yer alan kırmızı-beyaz taşları ve mükemmel taş işçiliğiyle görenleri hayran bırakıyor. 1394 yılında yapılan cami, dönemin Osmanlı mimarisinde çok görülen ‘ters T’ planıyla inşa edilmiş. Caminin cephesi Milas’ın batı yakasındaki Sodra Dağı’ndan getirtilen gök mermerlerle kaplandığı için Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde ‘Gök Cami’ olarak geçmekte.

ULU CAMİİ

Milas

Milas

Kentin bir diğer görkemli camisi ise, son Menteşe Beyi Ahmet Gazi tarafından 1378 yılında yaptırılan Ulu Cami. Cami duvarlarının inşaası sırasında bazı sütun parçaları, kaideler ve yazıtlar da duvarın içine yerleştirilmiş. Meraklı bir gözün dikkatinden kaçmayacak bu ayrıntılar, aynı topraklarda birbiri ardı sıra yaşayan farklı uygarlıkların bu coğrafyaya bıraktığı bir kültür mirası olarak belleklerdeki yerini alıyor.

BLABRANDA HERAKEIA, EUROMOS VE IASOS

Milas

Milas

Milas ve yakın çevresinde 27 antik kentin kalıntıları bulunuyor. Mutlaka görülmesi gerekenlerin arasında Labranda, Herakleia, Euromos ve Iasos’u sayabiliriz. Tarihçi Strabon, Iasos’ta geçen bir öyküyü şöyle aktarıyor: Birgün kentin tiyatrosunda bir müzisyen konser vermekteymiş. Konser sırasında kentin balık pazarının açıldığını bildiren çan sesi duyulmuş ve bütün dinleyiciler koşarak tiyatrodan ayrılmaya başlamış. Basamaklarda sadece yaşlı bir adam oturmaktaymış. Müzisyen ona doğru yaklaşarak ‘Bana ve sanatıma gösterdiğiniz saygı için teşekkür ederim. Çan sesini duyan diğerleri gibi bırakıp gitmediniz, konseri sonuna kadar dinlediniz’ demiş. ‘Ne, çan mı çaldı?’ diye haykırmış yaşlı adam, ‘Öyleyse izninizle’ diyerek balık pazarına doğru koşmaya başlamış.

GÜMÜŞ KESEN MEZAR ANITI

Milas

Milas

Tapınaklar ve anıtlar şehri Milas’ın sahip olduğu en görkemli eser hiç kuşkusuz Gümüşkesen Mezar Anıtı. Sodra Dağı’ndaki mermer ocaklarından çıkarılan gri-beyaz mermerlerle inşa edilen anıt, şekil itibariyle Bodrum’daki Mausoleum’a benziyor. Mezar anıtının tavanı gözalıcı güzellikte süslemelerle bezenmiş. Dikdörtgen mezar odasının üzerinde yükselen kare ve yuvarlak sütunların taşıdığı küçük piramit bir çatıdan ibaret olan yapı M.S. 2. yüzyıla tarihleniyor. Yine aynı zamanlarda inşa edilen Zeus Karios Mabedi’nin ise sadece upuzun sütunu kalmış günümüze. Korint başlıklı sütunun üzerinde her daim bulunan leylek yuvasından ötürü halk arasında Uzunyuva olarak da anılıyor Zeus Karios.

BALTALI KAPI

Milas

Milas

Antik dönemden günümüze ulaşan en önemli kalıntılardan biri, Mylasa kentinin kuzeydeki kapısı ‘Baltalı Kapı’. Adını kilit taşı üzerinde bulunan ve Karyalılar için kutsal bir sembol sayılan çift başlı balta figüründen almış. Kenti Labranda kutsal alanına bağlayan yolun başında yer alan 5×12 metre ölçülerindeki kapı, M.Ö. 1. yüzyıla tarihleniyor.

ÇÖLLÜOĞLU HANI

Yolumuz kentin kalbinin attığı yere, Arasta’ya düşüyor sabahın erken saatlerinde. Küçük esnaf henüz başlayan güne hazırlanıyor kapı önlerinde. Temizlik, daracık sokaklara taşan tezgahların yerleştirilmesi gibi hergün yapılan sıradan işlerle devam ediyor hayat çarşıda. Birazdan binlerce yıldan beri olagelen şeyler yinelenecek, mal ile para takas edilecek. Sokaklar adlarını bir zamanlar bu Arasta’ya hayat veren ustaların mesleklerinden almış : Demirciler Sokağı, Kunduracılar Sokağı… Milas Belediye binasının hemen yanında Çöllüoğlu Hanı’nın artık yıkılmaya yüz tutmuş duvarları yükseliyor. Arasta ile içiçe olan han 1719 yılında Abdülaziz Ağa tarafından yaptırılmış. Geniş bir avlunun etrafını çeviren iki katlı dörtgen yapının alt katı kemerli ve Osmanlı Hanları’nın tipik mimari özelliklerini yansıtıyor. Yakın bir zamanda restore edilerek turizme açılacağını öğreniyoruz bu heybetli yapının.

ÇOMAKDAĞ

Milas

Milas

Kentin tarihi dokusunu en iyi yansıtan Milas evleri koruma altına alınmış. Çoğunluğu 19. yüzyılda yapılan ve birer sanat eserini andıran bu evler özgün şekilli bacalarla süslenmiş. İki katlı, avlulu ve ahşap destekli çıkmaları sokağa taşan evlerin zemin katları genellikle kiler olarak kullanılırmış. Hisarbaşı Mahallesi’ndeki Hacı Ali Ağa Evi, Milas Belediyesi tarafından 2005 yılında aslına uygun olarak restore edilmiş. Ev iki katlı ve kare biçimli. Taş ve ahşabın uyumlu birlikteliği duvarlara ve cumbalara hayat vermiş. 20. yüzyılın başlarında ticaret için Milas’a gelen Avrupalı tüccarlar tarafından yaptırılan evlerin mimarisi biraz daha farklı. Macar yapı ustaları tarafından inşa edilen bu evler ‘Macar Evleri’ olarak anılıyor. Tarihi evlerin korunduğu bir diğer mekan da Milas yakınlarındaki Çomakdağ Köyü. Köylülerin kurduğu turizm derneği sayesinde el sanatlarını ve geleneksel köy düğünlerini de yaşatmaya çalışıyor Çomakdağ zamana inat.

HALICILIK

Halıcılık

Halıcılık

Türkmen boylarının en eski yerleşim bölgelerinden olan Milas’ın önemli geçim kaynaklarından biri halıcılık. Kendine özgü desenleri, dokuma biçimleri, renklerini veren doğal kök boyalarıyla dünyada haklı bir üne sahip Milas halıları. Çarşıdaki dükkanlarda kilim, halı ve seccadelerin en güzel örnekleri sergileniyor.

Milas’ta haftanın beş günü pazar kuruluyor ama bunların en ünlüsü civar ilçe ve köylerden de katılımın olduğu ve geçmişi 1800’lü yıllara dayanan Salı Pazarı. Ege bölgesinin ikinci büyük pazarı olduğu söylenen Milas pazarı öğleden sonra dağılıyor, mallarını satmaya gelen köylüler devlet dairelerinde ve bankalarda takip edecekleri işlere koşturuyorlar. Milas’ın nüfusu Salı günü artıyor, caddeler adeta bir bayram yerine dönüyor. Neler yok ki Salı pazarında. Envai çeşit ot ve peynir, hala elde yapılan çalı süpürgeleri, ağaç fidanları, Milas’ın el dokuma halı ve kilimleri… Bir rüya aleminde yolculuk yapar gibi saatlerce dolaşıyorum pazarın kurulduğu sokaklarda. Bu şirin ilçenin denize açılan kapıları konumundaki Ören ve Güllük, yazlıkçıların tercih ettiği önemli dinlence yerleri arasında. Henüz sakinliğinden birşey kaybetmemiş balıkçı kasabası görünümündeki bu sayfiye beldeleri, hızla gelişiyor şimdilerde. Adını ‘Rüzgarlar’ Aiolos’un soyundan gelen Mylasos’tan alan kent, geçmişini rüzgarlara savurmamak için direniyor şimdi. Yüzyıllara inat ayakta kalan taş evlerin fısıldadığı öyküler Arasta’nın dar sokaklarında yankılanıyor.

Su Kemerleri

Su Kemerleri

Su Kemerleri

Su Kemerleri

Küresel ısınma ile birlikte önem kazanan ve canlıların yaşam kaynağı olan Su, insanoğlunun yeryüzündeki vazgeçilmez gereksinimlerinin
en başında geliyor. İlkçağlardan beri hemen hemen tüm yerleşimler,
su kaynaklarının yakınına kurulmuştur. İşte bu suların yerleşim bölgelerine ulaştırılması için inşa edilen “Su Kemerleri”; dönemlerine uygun olarak sahip oldukları mimari tarzlarıyla TAŞ KOLYELERİ andırıyor.

Suyun biraz uzağında kurulan kentlerde yaşayan insanlar, çeşitli yöntemlerle geliştirerek evlerine kadar getirmişler kristal berraklığındaki hayatsal sıvıyı. İşte bu su yollarının temel direklerinden biri olan Su Kemerleri, insanoğlunun su ihtiyacını karşılamada önemli bir görev üstlenmiş tarihin derinliklerinden günümüze değin. Vadileri zarif bir kolye gibi sarmalayan bu taş yapılar, mükemmel görünüşleri ve anıtsal nitelikteki mimarileriyle, bir yandan Anadolu topraklarını süslerken bir yandan da hala insanlığa hayat vermekte binlerce yıldır.

Su Kemerleri

Su Kemerleri

Su yollarından akan suyun seviyesini sabit tutarak vadileri aşmasına yardımcı olan, suyu aynı yükseklikteki başka bir bölüme aktaran, köprü biçiminde ve gövdesinde çeşitli gözler bulunan yapılar Su Kemerleri olarak tanımlanıyor. Söz edilen formun ilk örnekleri M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamya ve Mısır’a kadar dayansa da, Su Kemerlerini işlevsel ve sanatsal biçimde kullanmayı başaranlar Romalılar olmuş tarih sahnesinde. Geniş ve dik vadilerden şehirlere su getirmek amacıyla inşa edilen Su Kemerleri, Roma döneminde sıkça rastlanan mimari bir tarz haline gelmiş. Öyle ki, kent mimarisiyle iç içe geçen bu anlayış, çeşmelerde, kent girişlerinde ve yapı cephelerinde de kullanılmaya başlanmış. Bizans ve Osmanlı döneminde ise, var olanların restore edilmesi veya yenilerinin yapılmasıyla, ülkemizdeki kullanım geleneği süregelmiş Su Kemerleri’nin.Arkeologların ören yeri kazılarında ilk aradıkları yapılardan biri olan Su Kemerleri’ne, medeniyetler beşiği Anadolu Yarımadası’nda bulunan antik kentlerin çoğunda sıkça rastlanmakta. Genellikle yerleşimlerin hemen dışına konumlanan bu yapılar, bulundukları yerin coğrafyasına göre tek veya birbirine eklemlenen kemerler olarak inşa edilmiş. Özellikle Kilikya bölgesinde var olan su kanalları ve kemerler sistemi, bugün dahi göz kamaştırıcı bir şekilde ayakta durmakta. Bölgenin kıraç yapısından dolayı oldukça hayati bir gereksinim olan Dağlık Kilikya su şebekesi, Limonlu Çayı’nın bereketli sularını Kilikya şehirlerine taşımakta kullanılmış yüzyıllarca. Sarp Vadileri kemerlerle aşan ve kanallarla birbirine bağlanan bu sistem, Limonlu’dan Kızkalesi’ne kadar kırk kilometrelik alanda Korasion (Narlıkuyu), Korykos (Kızkalesi), Elaiussa Sebaste (Ayaş), Neapolis (Kanlıdivane) ve Limos kentlerine can vermiş.

Su Kemerleri

Su Kemerleri

Yurdumuzda yer alan eski Su Kemerleri arasında, Patara-Delikkemer’e özel bir yer ayırmak gerekiyor. Devasa kayaların ortası delinerek birbirine geçirilmesi tekniğiyle yapılan söz konusu Kemer, insanoğlunun yaratıcılığına özel bir örnek teşkil ediyor. Bir tarafı dişi, bir tarafı erkek olarak tasarlanan dev taş bloklar, kireçli suyun da etkisiyle zamanla adeta kaynaşarak geçme noktalarından su sızdırmaz bir hale gelmiş. Uzaklardaki kaynağından kanallar yardımıyla taşınan su, basınç sistemi aracılığıyla Kemer üzerinden yükseltileri kolayca aşıyor. Kocaman taşların özen ve ustalıkla işlenip birbirine eklenerek su hattının tasarlanması, o dönemin olanakları düşünüldüğünde hayranlık uyandıran bir biçim olarak karşımıza çıkıyor.

Delikkemer üzerinden yere devrilen ortası delik kanal taşları, içinden fışkıran çiçeklerle doğal bir vazoya dönüşmüş şimdilerde. Akbel’den Patara’ya 25 km’lik yolculukla su sağlayan sistemin son halkası, Mettius Modestus anısına yaptırılan anıtsal giriş kapısının üzerinden geçirilerek taçlandırılmış. Delikkemer’in kardeşi konumundaki Denizli yakınlarındaki Laodikea ören yerleşimi, bu sistemi biçimsel bir değişiklikle hayata geçirmiş. Aynı formda yapılan görkemli anıt, Delikkemer gibi vadiyi bir kemer-köprü olarak değil, yere döşenen ve birbirine geçme taşlardan meydana gelen doğal bir boru şeklinde aşıyor. Bir kısmı hala tarım alanlarının ve seraların sulanmasında kullanılan, yurdumuzdaki eski su kemerlerinin en uzunu İssos harabeleri yakınında bulunuyor. Antakya il sınırları içinde bulunan bu kemer bir bölümü toprağa gömülmesine karşın tüm ihtişamını koruyor. Arklar ve kemerlerle tamamlanan ardışık su şebekelerinin en güzel örneklerinden bir diğeri, görkemli tiyatrosuyla ünlü Aspendos’da görülebilir. Antik tiyatronun hemen arkasında yer alan geleneksel tarzda inşa edilmiş kemerlerin bir kısmı, kenarlardan orta tepe noktaya doğru yükselen üçgene benzer formuyla dikkat çekicidir.

Su Kemerleri

Su Kemerleri

Ülkemizdeki Su Kemeri yapılarının antik ve Roma dönemi sonrası örneklerinden bahsedersek, İstanbul’a ayrı bir paragraf açmamız gerekir. Çoğunluğu oldukça sağlam bir şekilde ayakta duran bu eserlerin bir bölümünden halen yararlanılıyor günümüzde. Bazıları şehrin merkezinde yer alan Bozdoğan (Valens), Ma’zulkemer, Karakemer, Turunçluk gibi yapılar, Roma çağına tekabül etmekte. Bizans döneminde sadece onarımlar yapılan İstanbul su şebekesi, onuncu yüzyıla kadar düzgün bir şekilde işlev görmüş. Osmanlı Yönetimi, sonraki dönemlerde doğal felaketler ve savaşlar nedeniyle kullanılamaz hale gelen sistemi yeniden yapılandırma yoluna gitmiş. İstanbul’a Belgrad Ormanları’ndan su getiren eski Roma su yolu, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan tarafından onarılarak Kırkçeşme Tesisleri adıyla yeniden hizmete sokulmuş.

Toplamı 54 km. uzunluğunda ve 33 adet kemerden meydana gelen Kırkçeşme sistemi içindeki 5 eser, özel mimari tarzlarıyla anıtsal bir nitelik taşırlar. Kemerburgaz-Belgrad Ormanı yolu üzerinde bulunan iki katlı, 102 m. uzunluğunda ve 16.4 m. yüksekliğindeki Paşa Kemeri’nin (Balıkzade) pek az bir kısmı görülebilir sık ağaçlar arasından. Şebekenin en uzun yapısını oluşturan iki katlı, 711 m. uzunluğunda ve 25 m. yüksekliğindeki Uzunkemer ile 408 m. uzunluğunda ve 35 m. yüksekliğindeki Kovuk Kemer (Kırık) Kemerburgaz’ın merkezinde bulunuyor. Birinci kısmı tek, ikinci kısmı ise üç katlı olan Kovuk Kemer’in doksan derece açıyla kıvrılan şekli oldukça dikkat çekicidir. Cebeci Köyü yakınlarında yine iki katlı, 65 m. uzunluğunda ve 34.5 m. yüksekliğinde adı gibi güzel Güzelce Kemer (Gözlüce) yer almakta.

Su Kemeri

Su Kemeri

Tüm kemerlerin içerisinde övgüyü en çok hak eden Mağlova Kemeri, Mimar Sinan’ın ustalık dönemi eserlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Benzerleri gibi iki katlı, 258 m. uzunluğunda ve 36 m. yüksekliğindeki bu muazzam yapı, dünyanın en güzel kemeri unvanını taşımakta. Sekiz büyük ve sekiz küçük kemer gözlü biçimiyle Alibeyköy baraj gölünün başlangıcında yer alan Mağlova, su tuttuğu kış aylarında yarı beline kadar sulara gömülen görüntüsüyle fotoğrafçılara poz verir. Diğer önemli Su Kemerleri arasında Balıklıkemer (125 m.), Karakemer (63 m.), Ayvad (195 m.), Kurt (305 m.) ve Valide Kemeri (39m.) sayılabilir. Sinan ustanın bir diğer eseri de Edirne-Taşlımüsellim arasındaki 54 km.lik su sistemidir. Oniki gösterişsiz kemerden oluşan sistemin en uzun parçası 105 m. uzunluğundaki Yedigöz Kemeri’dir. Bu dönemin Anadolu’daki en güzel örneklerinden bir diğeri ise, Safranbolu’daki Tokatlı kanyonunun iki yakasını birbirine bağlayan İncekaya Su Kemeri’dir. Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından yaptırılan bu kemer 116 m. uzunluğundadır. Mimar Sinan’ın ustalığında en görkemli örneklerini görebildiğimiz su şebekesi sisteminde, suyun bendler ve kemerler yardımıyla önce maslaklara, sonra sırasıyla maksemlere ve su terazilerine taşınmasıyla başlayan uzun yolculuğu çeşme ve binalarda sona ererdi.

Üzerinde yaşadığımız küçük mavi yuvarlakta yaşamın başladığı ilk günden beri tüm canlılar için en vazgeçilmez olan, su. O hep akıp gitmek isteyen suya inat, taşın insanı büyüleyen vakur ve sade duruşu… Suya kavuşmak için artık daha modern yöntemler kullansak da, Su Kemerleri hayatımızdaki ‘Nostaljik’ yerini hep koruyacak.

Related Blogs

  • Related Blogs on Alibeyköy
  • Related Blogs on edirne
  • Related Blogs on Kemer
  • Related Blogs on Mimar Sinan
  • Related Blogs on Mısır
  • Related Blogs on Roma